|
Özlem
(Yan) Devrim
Endüstri Ürünleri Tasarımcısı, M.Ü. 1997
Ağustos
2004
Giriş
Endüstriyel
ürünleri; üretilme nedenleri / amaçları / şekilleri / yöntemleri,
tasarım / üretim süreçleri veya üretimlerinde kullanılan ham
maddeler / sektörler veya üretildikleri ülkeler... gibi onlarca
ve belki yüzlerce değişik açıdan ele alıp incelemek mümkün.
Birbirleri ile tamamen iç içe geçmiş bu bakış açılarından
her hangi birini öne çıkararak veya bir sistem içinde bir
kaçını veya hepsini göz önüne alarak bir incelemeye / sınıflandırmaya
gitmek; endüstriyel ürünlerin tasarım / üretim / pazara sunulma
aşamalarında incelenmelerini sağlayan / kapsayan, yukarıda
birkaç örneğini verdiğim bu kriterleri kullanmak, bütünün
tamamını görmeye / tüme varmaya yetmemekte ve çoğu zaman yanlış
anlaşılmalara da sebep olarak karmaşa yaratmakta; "endüstriyel
tasarım" eyleminin bir meslek ve hatta giderek bir bilim
dalı olup olmadığı tartışmalarına bile yol açmakta ve anlaşılmasını
da güçleştirmektedir.
Bu
makalede, bu kriterlerin tamamen dışına çıkarak, endüstriyel
ürünleri "kullanımları esnasında enerji ile ilişkileri"
açısından ele alacağım. Ekte verdiğim üç tablonun, bu giriş
bölümünün hemen sonrasında biraz dikkatlice incelenmesi, yazının
ilerleyen bölümlerinin daha kolay anlaşılmasına katkı yapacaktır.
Endüstriyel
Ürünlerin Enerjiye Göre Gruplandırılmaları
Dil
içinde kullandığımız "makine, alet, araç, gereç, eşya,
mal vb." gibi kelimelerin hepsi, biz farkında olsak da
olmasak da, aslında, bütün ürünlerin enerji ile ilişkilerini
açıklarlar. Bu ilişki, bütün ürünleri içine alacak şekilde,
iki farklı gruba ayrılmıştır:
a.
Basit / iş üretmeyen (enerjiyi dönüştürmeyen) endüstriyel
ürünler,
b. Bileşik / iş üreten (enerjiyi dönüştüren) endüstriyel ürünler.
Öncelikle
belirtmeliyim ki, bu gruplandırma tamamen bana aittir; adlandırılmalarında
her hangi bir titizlik göstermeye gerek görmedim. Dileyen,
dilediği adı / kelimeyi kullanabilir.
Basit
endüstriyel ürünlerin tasarımında, genellikle tek bir disiplin
/ tek bir disiplinin ağırlığı vardır. Bileşik endüstriyel
ürünlerin tamamında, birden fazla disiplinin bir arada kullanıldığı
görülür. Bu nedenle, bu iki gruba ait ürünleri, farklı iki
yöntemle düzenledim. Basit ürünlerin alt sınıflandırılmalarını,
kullanılan ham maddeye göre yaptım çünkü üretim disiplini
doğrudan doğruya hammaddenin işlen me özelliklerine bağlıdır.
Tasarımcı, kullanmayı / işlemeyi bildiği bir hammadde ile
ilgili her türlü ürünü, başka hiçbir disiplini kullanmadan
elde edebilir. Oysa ki bileşik ürünlerde kullanılan hammadde
hem değişken / çeşitli ve hem de kullanılan disiplin birden
fazla olduğu için, alt sınıflandırmayı, ürünün kullanıldığı
alana göre düzenlemek zorunluluğu vardır.
Basit / iş üretmeyen endüstriyel ürünler, insanların kendi
enerjilerini kullanarak kendi ihtiyaçlarını doğrudan karşıladıkları;
ürünün kendisinin hiçbir şekilde başka bir enerjiyi kullanmadığı
/ enerjiyi dönüştürmediği ürünlerdir. Bu bağlamda, bir mutfak
bataryası ile bir seyahat çantası veya bir kapı tokmağı ile
bebe arabası veya bir bisiklet ile masa arasında hiçbir farklılık
yoktur. Kullanılan tek enerji insanın kendi enerjisidir; kullanılan
ürün, bu enerjinin, insanın kendisine bir "fayda"ya
dönüşmesini sağlamak için sadece bir "araç"tır.
Teknolojik
gelişim, basit ürünlerle başlamıştır. İnsanın, kendi enerjisinden
başka hiçbir enerjiyi işe / faydaya dönüştürmeyi bilmediği
zamanlarda ürettiği basit ürünler, giderek bileşik ürünlerin
yapılmasında kullanılacak bilgi / teknoloji dağarcığını doldurmuş
ve böylece, insan enerjisinden bağımsız, değişik enerjileri
dönüştürebilen (iş / fayda üretebilen) çeşitli bileşik ürünler
yapabilmek mümkün olmuştur.
Bileşik
/ iş üreten endüstriyel ürünler, insanın, kendisine bir fayda
sağlamak üzere kullandığı, fakat ürünün kendisinin, bir başka
enerjiyi kullandığı / dönüştürdüğü, daha karmaşık / çok bileşenli
ve bu özellikleri ile de kendi başlarına "iş üreten"
ürünlerdir.
Bileşik / iş üreten endüstriyel ürünler, iki alt gruba
ayrılırlar.
a.
Profesyonel amaçlı ürünler,
b. Ev-Büro tipi ürünler.
Bu
alt sınıflandırma, gelişmiş ülkelerde endüstriyel tasarımın
bugünkü konumu açısından, özünde yanlış. Gelişmiş ülkelerde,
(kalın çizgilerle) artık böyle bir ayırım kalmadı. Sadece
az gelişmiş ülkeler için geçerli, özel bir durum. Çünkü, gelişmiş
ülkelerde, teknolojinin olduğu her yerde endüstriyel tasarım
"kendiliğinden" var fakat gelişmemiş bir ülkede,
teknolojinin özgün / yerli ve her alanda olmadığı bir ekonomide,
"endüstriyel tasarım" da kendiliğinden / göreceli
olarak bazen var ve bazen yok.
İnsanın,
teknolojinin emekleme çağlarında, tamamını, doğrudan kendisinin
kullanmak zorunda olduğu bileşik (iş üreten) ürünlerin, bugün,
bir çoğunun, kendi başlarına çalışabilenleri yapılmaktadır.
Bu açıdan bakarak bir alt sınıflandırma yapmak, konunun daha
iyi anlaşılmasına da katkı sağlayabilir:
a.
Salt kendi kendine hizmet / fayda sağlayabilen ürünler, (örneğin,
çamaşır makineleri)
b. Mutlaka insanın kendisinin kullanması gereken ürünler,
( örneğin, traş makineleri)
Bu alt sınıflandırmayı incelemek, bu yazının konusu değil.
Merak duyacak olanlar için bir adres sadece. Bir endüstriyel
tasarımcıyı ilgilendiren, bir bileşik ürünün, enerjiyi dönüştürme
eyleminde kendi kendine yeterliğe / otomasyona ne kadar uyarlı
/ eğimli olup olmamasından daha çok, sanata olan yakınlığı...
Bu açıdan bakarak bir sınıflandırma yapmak, endüstriyel tasarım
mesleği için bir zorunluluk. Bu duygu ve amaca uygun olarak,
ekte yaptığımn tablolarda, sanatsal bir çabayı gerektirmeyecek
yoğunlukta işlevsel özellikleri ile ön plana çıkan / üretilen
/ kullanılan endüstriyel ürünlere yer vermedim (otomotiv sanayiini
ise özellikle hiç dikkate almadım).
Benim
mantığıma göre yer alması gereken pek çok ürünü de eklemeyi
unutmuş olabilirim. Ancak, bu tabloları zenginleştirmek açısından
herhangi bir çabayı da kendimce gerekli görmüyorum. Bugün
için doğru / eksiksiz olsa bile, gelecekte yanlış / eksik
olacağı kesin bir tablo için fazla zaman harcamaya gerek yok.
Bu yazının, varmak istediği amaç, çok daha başka; tablolar
ise sadece birer araç. Okunmaları ve incelenmeleri, bu yazının
amacına ulaşması için gerekli; sonrasında, dileyen istediği
amaçla yararlanabilir / geliştirebilir / unutabilir.
Teknolojik
Girdap
Teknolojik
gelişim, basit ürünlerle başlamıştır. Her ürünün bir ustası,
her ustanın en az bir çırağı olmuş ve yapım teknikleri ile
işlevsel / estetik özellikler, nesilden nesile giderek güzelleşen
/ özgünleşen bir süreç içinde gelişmişlerdir. Her devir, kendi
basit ürünlerini de yaratmış ve yaratmaktadır / bu böylece
de sürüp gidecektir. Kazma / keser / mala / gönye gibi aletler,
başlangıçtan beri vardılar, yarın da var olacaklar / üretileceklerdir
fakat bir ütü masasının geçmişi, ütünün icadından sonra başlamıştır;
iş üreten bir endüstriyel ürün, kendi basit gerecinin de üretilmesinin
sebebi olmuştur.
Basit
/ iş üretmeyen ürünlerin endüstriyel olarak / seri halde üretilmeleri;
teknolojinin, hiçbir estetik kaygı taşımaksızın, çoğu zaman
bilimin de önünde giderek yaptığı, profesyonel amaçlı buluşlardan
sonrasına rastlar. Teknoloji, enerjiyi dönüştürmeyi becerdikten
sonra, bir yandan kendi kendisini tek tek kopyalarken (CNC
makinelerda olduğu gibi) bir yandan da basit ürünlerin endüstriyel
üretimlerine başlamıştır. Teknolojinin, kendi kendisini de
endüstriyel olarak kopyalamaya / üretmeye / geliştirmeye başlaması
ile ortaya çıkan kapasite, çılgın bir tempo ile basit ve ev-büro
tipi endüstriyel ürünlerin tasarlanması ve üretilmesi sürecini
başlatmış ve bu süreç, yukarıda ütü masası örneğinde olduğu
gibi, kendi basit ürününü / gerecini yaratmıştır. Bugün, gelişmiş
olan ülkelerde endüstri, fasit / kısır bir çember çizmektedir:
Basitten gelmiştir fakat artık kendi basitini yaratmaktadır.
Teknolojinin
bu hareketi, yükselen bir grafik eğrisi, bir trend değildir;
bu hareket, derinliğini, çapını ve hızını giderek arttıran
bir girdap, bir fasit / kısır çemberdir. Enerjisini, teknolojisinin
sürekli olarak kendisini kopyalamasından / üretmesinden /
geliştirmesinden / yenilemesinden alıyor; her nesil bir öncekinden
daha iyi oluyor.
Az
gelişmiş ekonomiler ise teknoloji üretemiyorlar. Satın aldıkları
teknoloji, kendisini aynen kopyalıyor fakat dışlarında / ötekilerde,
sürekli olarak üreyen / gelişen / yenilenen bir teknoloji
var; üstelik daha hızlı, daha ucuz, daha verimli... Geri kalmış
bir ülke için yapılacak tek şey var, o dışarıda yenisi üreyen
eski teknolojiden bir tane daha satın almak veya fason üretim
yapmak!.. Aksi halde bu dönüşe ayak uyduramayacaklar. Eskiyen
her teknolojiyi satın alıp kullanmakla, geri kalmış ülkeler,
bu girdabın da gıdası oluyorlar. Sanayi devrimini yapmış ülkeler,
kendi aralarında bilgi / teknoloji transferi / değiş tokuş
yapıyor veya ortaklaşa kullanıyorlar. Hemen hemen hiçbir bilgi
/ teknoloji, sanayileşmiş ülkelerden her hangi birinin tekelinde
değil; fakat hepsinin ortaklaşa tekelinde!...
Sanayi
devrimini yapan ülkelerde bilgi ve teknolojinin dünden bugüne
lokomotif gücü, havacılık / uzay araştırmaları alanında yapılan
çalışmalardır. Bu ülkelerin incelenmesi durumunda, hepsinde
var olan bir ortak paydayı görmemek mümkün değildir: istisnasız
hepsi de dünya savaşlarına aktif olarak katılmışlardır. Bu
yazının amacı, böyle çok geniş / derin bir konuyu incelemek
değil fakat basitçe "harp sanayii" olarak adlandırılabilecek
bir lokomotif gücün varlığına dikkat çekmektir. Çünkü bu güç,
basitten gelmiş ve bugün kendi basitini yaratmakta olan bilgi
/ teknoloji girdabının enerjisini sağlayan en önemli unsurdur.
Teflon, micro-wave, cep telefonu, internet.... ilk akla gelebilecek
örneklerden birkaçıdır.
"Endüstri
Ürünleri Tasarımı" nedir?
Endüstri
Ürünleri Tasarımı, bu girdabın sularında, bir renk ve ışık
gösterisidir: bu girdabın cazibesidir. Vazgeçilmesi mümkün
değildir. Fakat, gelişmiş ülkelerde, girdabın enerjisi tasarımdan
gelmiyor. Tasarımın renk ve ışık gösterisinin sırrı, tasarımın
kendisinden değil, girdabın dönen sularından / enerjisinden
geliyor. O girdap dönmeyecek olsa, nasıl ki artık bir "girdap"
olmayacaksa "tasarım" da olmayacak (endüstriyel
tasarımın bir bilim dalı / ana bilim olup olmadığı tartışmalarının
kökeni de budur). Çünkü tasarımın ışığını yansıtan, gösteriye
dönüştüren sır, girdabın (dönüşen) enerjisi. Burada, özellikle
vurgulanması gereken şey, tasarımın doğuşu ve gelişimindeki
"kendiliğindenlik". Az gelişmiş / teknolojisi geri
veya ithal bir ülke ekonomisine tasarımın kendiliğinden yerleşmesini
beklemek, bu nedenle sadece bir hayal. Önce tasarım bilincini
oluşturup, sonra teknolojinin gelişmesini beklemek ise, bu
bilinci almış potansiyelden verim alamamak demek; basit ürünlerden
başka neyin ışığı olabilirler ki !..
"Yapay
Süreç" Zorunluluğu
Sanayi
devrimini yapan ülkelerin sahip olduğu bilgi / teknoloji ile,
sanayisi gelişmemiş bir ülkede "ayakları yere basmıyor"
diye horlanan, proje aşamasındaki bir tasarımı bile üretmek
mümkün !.. Bu, yumurta ile tavuk meselesine hiç benzemiyor;
teknolojinin tasarımdan önce olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Az gelişmiş bir ülkenin sorunu, bu fasit çemberde yerini nasıl
alabilir ve koruyabilir, sorunudur; teknolojik gelişimi esnasında
kendiliğinden oluşmuş endüstriyel tasarım bilincini / bilimini
/ mesleğini, teknolojiyi ithal eden bir ülke ekonomisine nasıl
enjekte edebilir, sorunudur. Bu ülkelere, harp sanayilerini
geliştirmelerini tavsiye etmek, bu yazının amacını aşar. Tasarım
bilincinin ekonomiye nasıl kazandırılabileceği ve bunu (kişisel
ve toplumsal bazda) yapmak zorunda olanların hangi yolu izlemeleri
gerektiği konusunda ciddi araştırmalar yapılmasına bir teşvik
olmak, bu yazının esas amacıdır.
Bilimsel
/ teknolojik olarak gelişmemiş bir ekonomide, "alan kayması"
olarak adlandırılabilecek, farklı mesleklerin aynı sektörde
/ alanda yoğunlaşmaları / çalışmaları olarak tanımlanabilecek
olgu, basit (iş üretmeyen) endüstriyel ürünlerin tasarım ve
üretimlerinde görülür. Grafikerler, mimarlar, iç mimarlar,
endüstriyel tasarımcılar, makine / elektrik / elektronik mühendisleri,
moda / tekstil tasarımcıları, ressamlar, makine teknik ressamları,
alaylılar... iç içe geçmiş bir durumda, basit ürünlerin her
birinde görülebilirler.
Bu
beyin zenginliği, bu tür ürünlere de inanılmaz bir zenginlik
getirir. Burada, yerel teknolojinin sınırlarını aşamayan bir
"kendiliğindenlik" vardır; tıpkı bir zamanlar bugünün
gelişmiş sanayi ülkelerinde olduğu gibi, piyasa kendi içinde
kendi görünmez koşulları ile çalışmakta ve gelişmektedir.
Eğer "endüstri" denilen şey, bu basit ürünlerle
sınırlı kalsa ve sanayi
devriminden bu yana geçen kayıp zamanlar olmasaydı, hiçbir
az gelişmiş ülke ekonomisi için, tasarım bilincinin ekonomiye
nasıl kazandırılabileceği; bunu yapmak zorunda olan ülkelerin
hangi özgün yolu / yöntemi izlemek zorunda oldukları, üzerinde
ciddi araştırmalar yapılması gereken bir problem olarak ortaya
çıkmayacaktı. Açıkça görülmesi ve kabul edilmesi gereken olgu,
basit ürünlerde yaşanan bu "kendiliğindenlik" ve
zenginliğin, az gelişmiş bir ülke için hayati önem taşıyan
teknolojik girdabın oluşturulmasında ne yazık ki asla yeterli
olamayacağıdır. Kendi doğallığı içinde bugünün gelişmiş ülkelerinde
teknolojiden sonra gelen tasarım biliminin / bilincinin, planlı
ve sistemli bir biçimde "yapay bir süreç" yaratılarak
teknoloji ile birlikte / paralel olarak geliştirilmesi zorunluluğu
vardır. Kendiliğindenlik, az gelişmiş bir ülke ekonomisi için
asla söz konusu edilemez; gelişmiş bir ülkenin endüstriyel
tasarıma bakış açısı ile bugün ekonomisi ve sosyal hayatında
tasarıma verdiği konum, olduğu gibi kopya edilemez. Endüstri
ürünleri tasarımı, gelişmiş bir ülkedeki konumu ile (çok doğru
olarak) bir bilim dalı olarak kabul görmeyebilir; uygulayıcıları
için bir meslek tanımı bile yapılmasına gerek görülmeyebilir.
Tasarım yapanlar için, hiçbir şekilde "oda" kurmak
gerekliği de söz konusu edilmeyebilir. Bu tür örneklerin olduğu
gibi kabullenilmesi ve az gelişmiş bir ülkede aynı kuralların
/ görüşlerin yerleşmesi için uğraş verilmesi, boşuna bir bekleyiş
ve yapay bir süreç yaratılması gereğini görememektir / görmezden
gelmektir.
Endüstri
Ürünleri Tasarımını, her az gelişmiş ülke, kendi yerel / doğal
koşulları ile tarif etmeli, kendi durum tespitini yaparak
ekonomisine (teknoloji ile paralel olarak) kazandırmalı ve
uygulamalıdır; aksine durum, teknolojinin olmadığı yerde tasarımın
kendi başına bir hiç olduğunu görmezden gelmek, ancak teknolojik
girdapta bir ışık ve cazibe / çekim kaynağı olabileceğini
inkar etmek, teknolojinin önceden gelişmesini bekleyerek tasarımı
basit ürünlere, tasarımcıyı ise çaresizlik / ümitsizlik ve
hayal kırıklığına mahkum etmektir.
Pazar
Ekonomisinde Tasarımın Gücü
Yüksek
teknolojiyi doğrudan kendisi üretemeyen / gelişmiş ülkelerle
ortaklaşa kullanamayan bir ekonomi için, salt profesyonel
amaçlı (iş üreten) endüstriyel ürün üretiminde özgün tasarım
kullanmak, ne yazık ki, uygulamada bir hayaldir, olanaksızdır.
Böyle
bir ekonominin, ithal veya yerli teknolojilerle bile artık
kolayca becerebileceği, ev-büro tipi (iş üreten) endüstriyel
ürünlerin üretiminde özgün tasarımdan kaçınması / kopyacılık
kolaylığına düşmesi, tasarım ithal etmesi veya fason üretim
yapması, intihardır.
Fakat, bütün endüstriyel tasarım potansiyelinin sadece basit
(iş üretmeyen) endüstriyel ürünlere mahkum edilmesi, salt
bu alanda kullanması ise, tek kelime ile "komik"
tir.
Teknolojinin basitten geldiği ve artık kendi basitini yaratmaya
başladığı tezini doğru kabul etmek, az gelişmiş bir ekonominin
bugün basitten yola çıkması gerektiğini kabul etmek demek
değildir. Her tez, kendi özel zamanı kendi özel yeri ve kendi
özel koşulları altında doğru olabilir.
Az gelişmiş bir ekonomide, bileşik (iş üreten) herhangi bir
yerel üründen beklenen, ürünün, ithal örneği ile aynı güç
/ kapasite / işlevselliğe sahip olmakla birlikte, daha ucuz
olmasıdır. Dışarıya döviz ödememek, ucuza almak uğruna yerel
müşteri, estetik hiçbir kaygıya itibar etmez. Örneğin, bir
mobilya üreticisi için, kullanacağı herhangi bir makinenin
estetik görünümünün, öncelikli hiçbir anlamı yoktur. O mobilya
makinesi üreticisinin ise, elindeki eski teknoloji nedeni
ile, zaten ithal makinelerin estetiği ve hatta işlevselliği
ile yarışacak durumu da yoktur. İhracat şansı olmayan ürün,
o ekonominin intiharıdır.
Ev-Büro
tipi (iş üreten) endüstriyel ürünler ve hatta basit (iş üretmeyen)
endüstriyel ürünler, bazen inanılmaz şekilde, yerli üretimlerin
maliyet fiyatına yerel pazarlara çıkabilirler. Yerli üreticinin,
canını dişine takarak üretim yapabildiği alanlarda, ithal
mallar pazarda yer kapabilmek için fiyatlarını ucuzlatabilirler;
yerli üreticiyi fasonculuğa zorlar / teşvik ederler fakat
hiç tartışmasız üstün oldukları alanlarda asla taviz vermezler.
Az gelişmiş ülkelerde, tasarımdaki zenginlik ve kendiliğindenlik,
basit ürünler alanında görülür fakat bu tür üretimlerin o
ülkenin ihracat potansiyeline yapacağı katkı, fazla bir değer
taşıyamaz. Olsa olsa tasarımcısına kişisel bir getiri sağlayabilir.
Kavgalar, kıskançlıklar, mesleği sahiplenmeler, şikayetler,
yarışmalar, ödüller, tescil / patent mücadelesi, şan ve şöhret...
her şey bu basit ürünlerin tasarımında görülür; hatta teşvik
edilir ve gelişmiş insan potansiyeli harcanır gider.
Tasarımcının
Kişisel Sorumluluğu
Az
gelişmiş ülkelerde, birleşik / iş üreten endüstriyel ürünler
alanında teknolojik girdabı yaratmaya çalışan yatırımcılar,
hiçbir sorumlulukları olmamasına rağmen, girdabın ışığını
da mühendislerin yaratmasını beklerler. Pazar ekonomisinde
bu, onlardan çok fazla şey beklemektir fakat pazar ekonomisinde
tasarımın gücünü de görmezden gelmek demek değildir. Hiç şüphe
yok, o girdabı aydınlatmaya hevesli gönüllü bulmak / yetiştirmek
/ teşvik etmek, dış pazarlarda yer almak isteyen yatırımcıların
değil, öncelikle doğrudan bu mesleğin lisansını taşıyan insanların
/ aydınların problemi olmak zorundadır.
Bu
alanda "tasarımcı" sıfatı, akla gelebilecek her
meslekte kullanılır fakat her nedense lisanslı tasarımcılar
hiç kıskançlık belirtileri göstermezler. Kendi meslekleri
tanımına giren alanları, özellikle makine / elektrik / elektronik
mühendisleri ile el ele / sırt sırta vererek çalışmaları gereken
fabrika alanlarını tamamen boş bırakarak, mimarlık ağırlıklı
atölye çalışmaları yapmayı tercih ederler. İş ilanlarında
tarif edilen işin içeriği ile o iş için aranılan kişide olması
istenilen lisansın uyumlu olup olmadığını hiç sorgulamaz;
"tasarım mühendisi" gibi bir başlık altında aranılan
kişinin aslında çoğu zaman kendileri olduğunu anlamaz fakat
"tasarım elemanı" lafına da son derece alınırlar.
Kendi mesleklerini tanıtmak konusunda ilgisiz ve sorumsuz
kalmanın, yaşadıkları ülke ekonomisine kaybettirdiği rekabet
/ ihracat potansiyelinin, kendi doğal döngüsü içinde kendi
mesleklerini "ressamlık" gibi bir anlayışa dönüştürdüğünü
de görmez, hatta "bizi kimse anlamıyor" şikayetleri
yaparlar.
Mesleğin
doğru anlaşılmamasının ve hatta çoğu mühendis / mühendislik
disiplini tarafından dışlanmasının ve salt ressamlık / sanatçılık
olarak görülmesinin en çarpıcı sebeplerinden biri, bazı endüstriyel
tasarımcıların, özellikle kendilerini "ressam" gibi
görmelerinden / davranmalarından da kaynaklanır. Kabuk tasarımında,
tıpkı mimarlıkta da olduğu gibi, üç yöntem vardır: Dıştan
içe, içerden dışarı ve her ikisi birden. Bir endüstriyel tasarımcının,
ürünün içini / iç mekanizmasını (teknolojik bilgi yetersizliği
veya sorumsuzluğu ile) hiç dikkate almaksızın salt kabuk olarak
tasarlaması / konsept oluşturması ve kabuğun içinin bu konsepte
CAD/CAM operatörü veya mühendis ve hatta bir başka endüstriyel
tasarımcı tarafından uydurulmasını beklemesi, içerden dışarı
çıkmak zorunda olan teknik eleman veya mühendis tarafından
kabuğun formunun (teknolojinin sabit değerleri veya evrensel
/ yerel yetersizliği nedeniyle) değiştirilmesine, ilk konseptin
bir resim durumuna indirgenmesine ve endüstriyel tasarımcının
ve mesleğin de saygı yitirmesine neden olur.
Teknoloji
ile işbirliği yapmayan, teknolojik girdabı aydınlatmayan,
bilimsel-teknolojik taban üzerinde icra edilmeyen bir meslek,
ancak sanatçılıktır / kutsaldır fakat endüstriyel tasarım
değildir.
Sonuç
Tasarım
eğitimi, az gelişmiş bir ekonomide, öğrenci ile üreticiye,
iki ayrı koldan verilmeli. Yasa koyucu ile öğretim görevlileri,
uyum ve işbirliği içinde bu eğitim için birlikte çalışmak
zorundadırlar. Kendiliğinden doğmamış / gelişmemiş tasarım
bilincini, eğitim sistemi ve ekonomiye / teknolojiye kazandırmanın
tek bir yolu vardır: planlı / sistemli eğitim programları
ile özgün tedbirler / yaptırımlar / teşvikler uygulamak.
Unutmamak
gerekir ki, tasarımcı ile üretici arasında, ekonominin arz-talep
kanunları vardır. Basın-yayın organlarında, salonlarda, sergilerde
/ fuarlarda... üreticilere tasarımın gerekliliğini göstermenin
/ kabul ettirmenin tek yönlü ve kısır bir çabadan öteye geçebilmesi
için, yasa koyucunun kendi üzerine düşen görevleri yerine
getirmesi de yetmez. Zaten bu yazının amacı, madalyonun bu
yüzü ile ilgili değil. Çünkü; çabaların meyve verdiğini, tasarımcının
değil, tasarım bilincinin kabul gördüğünü, yasa koyucunun
bütün olanakları üreticinin önüne serdiğini ve üreticinin
"talep" yaptığını varsayalım. Arz nerede?.. Bir
avuç gönüllü çalışan, çoğunluğu öğretim üyesi tasarımcıların
arkasında, piyasa taleplerine cevap verebilecek bilgi birikimi
/ yetenek ve bilince sahip (ve hevesli) kaç tasarımcı / tasarım
öğrencisi var ?..
Az
gelişmiş bir ülkede tasarımın evrensel aşamaya gelebilmesi,
otorite -tasarımcı - imalatçı / ihracatçı üçgeninde tasarım
bilincinin birlikte oluşturulmasına bağlıdır. Ancak, üçüncü
unsur, imalatçı / ihracatçı ayağı (KOBİ), bu üçgende edilgen
bir rol taşımaktan öteye gidemez. Tasarımcıya olan bilinçli
talebi diğer iki ayak tarafından karşılanmadığı zaman, ya
tasarımı ya da doğrudan ürünü ithal etmekten veya fasonculuktan
başka hiçbir çıkar yolu olmayacaktır.
Gelişmiş
ülkelerdeki süreçleri aynen yaşamaya çalışmak (bu süreçlerin
yaşanmasını beklemek), bugün uygulamakta oldukları tasarım
eğitimi / disiplini / yol ve yöntemleri ile tasarıma bakış
açılarını ve hatta kullandıkları dili bile olduğu gibi kopyalamak,
girdabın hep dibinde kalmak demek.
Az gelişmişliğin toplumsal ve ekonomik sorunlarının farkında
ve mesleki sorumluluk bilincine sahip aydın tasarımcılarımızın
tartışması gerekiyor.
TABLO
- 1

TABLO
- 2
TABLO
- 3

*Bu
makalenin;
a.
Yazarın yazılı izni olmadan kısmen veya tamamen kullanılması,
yayınlanması, çoğaltılması;
b. Kaynak belirtilmeden herhangi bir yazılı veya sözlü basın
yayın organında veya internet ortamında yayınlanması / okunması
/ kullanılması;
c. Eğitim ve tanıtım amaçlı kullanılması için yazarın yazılı
izni olması halinde bile herhangi bir şekilde okullarda bitirme
tezleri ve benzer amaçlarla kullanılması,
yasaktır.
|