Ana sayfa   Sponsorlarımız:
         
     
Rapor - Makale > Endüstriyel Tasarım > Röportaj > DesignUM ve Örnek bir Ürün Geliştirme çalışması:

Ümit Altun
Endüstriyel Tasarımcı
DesignUM
Ocak 2006, İstanbul

Not: Orijinal olarak TurkCADCAM.net Dergisi 2. Sayısı için hazırlanmış bu röportaj, ilk kez Aralık 2006'da TurkCADCAM.net Portalı'ndan yayınlanmaya başlamıştır.

Tasarım hayatına nasıl başladınız? Bu firmayı nasıl kurdunuz?

Ümit Altun: 1985 yılında Mimar Sinan Üniv. Tasarım bölümü'nden mezun oldum. İlk işim Otokar'da otomotiv tasarımı üzerineydi. İki sene kadar burada çalıştım. Ardından askerlik görevimden sonra Teletaş'da mekanik ve endüstriyel tasarımcı olarak göreve başladım. Bu benim için enteresan bir konsept idi; Çünkü orada bizden beklenen sadece bizim bildiğimiz manada endüstriyel ürün tasarımı değil, aynı zamanda o ürünün konstrüktiv tasarımını da yapmaktı. Aslında bu biraz da ilgimi çektiği için orada çalışmak istedim ve orada da 7 sene kadar çalıştım. Daha sonra Arçelik'e geçtim ve Arçelik'te toplamda 10 yıl uzman tasarımcı ve tasarım bölüm yöneticisi olarak çalıştım.

Bu sürecin en başından beri aklımda olan şey, hep kendi tasarım ofisimi kurmaktı ama tabii ki şartlar olgunlaştığı zaman bunu yapabilirdim; Bu şartlar hem Türkiye pazarının buna uygun olması hem de benim kendi adıma şartların olgunlaşması adınaydı. İşte bu kararı da 2003 yılının sonlarına doğru verdim; 2003 sonunda Arçelik'ten ayrılarak 2004 başında DesignUM ile yeni bir başlangıç yaptık.

Arçelik'te çalışırken özellikle gözlemlediğim şuydu; Endüstriyel tasarım hizmeti satın alırken, -özellikle küçük firmalar- bunu ürüne dönüştürmekte zorlanıyorlardı. Çünkü sadece endüstriyel tasarım hizmeti satın aldığınız zaman bunun üzerine parça tasarımı gibi ürün geliştirme sürecinin diğer adımlarını da yapmak gerekiyor. Türkiye'de özellikle KOBİ'lerin bu tür kapasitelerinin yeterli olmadığını gördüm. Hatta "Niye tasarımı yurt dışına yaptırıyorsunuz?" diye sorduğumda, "çünkü orada komple ürün geliştirme hizmeti alıyoruz" diye cevaplıyorlardı. Komple hizmetten kasıtları şuydu; Tasarımcı firma, kendilerine verilen fikri alıp ilk önce konsept tasarımı, sonra estetik tasarımı, daha sonra parça ve mekanik tasarımlarını yapıp kalıp aşamasına kadar götürüp hatta kimi zaman kalıp danışmanlığını da yaparak kalıbı teslim ediyor. O yüzden bu tip, komple çözüm sunan firmaları tercih ettiklerini fark ettim.

"Ben yapacaksam böyle bir iş yapmalıyım" diye düşündüm. Zaten Teletaş'daki çalışmalarımdan dolayı, mekanik, özellikle beyaz eşya ürünleri, küçük ev aletleri ve otomotiv konusunda tasarım tecrübeme de dayanarak DesignUM'u kurdum. Dolayısıyla biz DesignUM'da bir ürünün fikir aşamasından alıp kalıp aşamasına kadar götüren ürün geliştirme sürecinin tamamını kapsayan çalışmalar yapabiliyor ve bunu paket halinde firmalara teslim edebiliyoruz.

Kalıpları da teslim ediyor musunuz?

Ümit Altun: Hayır; Şimdiye kadar bunu isteyen de olmadı zaten. Ama kalıpçıya, imalat için gerekli 3D CAD modellerini biz teslim ediyoruz. Tasarım bizden çıktıktan sonra üzerinde ayrıca bir mühendislik çalışması yapılmaya gerek kalmıyor.

Yalnız bu, tüm ürünler için geçerli değil, bütün talepler de bu yönde olmuyor zaten. Ama kalıp tasarımı konusunda talep olduğu zaman ve bizim de tecrübemizin yeterli olduğu konularda bu şekilde bir hizmet veriyoruz.

Tabii ki ürün geliştirme desteğinde bizim için en önemli kısım her zaman için endüstriyel tasarımdır.

Firmanızı ilk kurduğunuzda müşteri bulmakta zorlandınız mı? Hangi firmalara tasarım hizmeti sundunuz veya sunmaktasınız?

Ümit Altun: Daha önceden tanıdığım ve iş yapabileceğimi bildiğim potansiyel müşteri firmalar olduğu için tereddüt etmeden firmamı kurdum ve ilk müşterilerimi bulmam bu şekilde zor olmadı. Çünkü onların eksiklerini biliyordum.

Müşterilerim, elektrikli ev aletleri sektöründe Eksen ve Ernamaş, Otomotiv sektöründe Otokar ve Karsan, Promosyon sektöründe ise Türmak ve Step-Pen'dir. Ernamaş, mutfak robotları, Eksen firması ise çay-kahve makineleri ve ütü gibi ısıtıcılı ürünleri üretiyor. Bu firmalar Türkiye'de Arçelik, Beko ve Arzum, yurt dışında da Moulinex, Electrolux ve Kenwood gibi markalar için üretim yapıyorlar. Bu firmaların ürünlerinin çoğunun tasarımını biz yapıyoruz. Örnek vermek gerekirse, çay demleme makineleri, elektrikli kahve cezveleri, mutfak robotları ve elektrikli süpürgeler gibi ürünler tasarlıyoruz.

Anlaşılan piyasadaki birçok küçük elektrikli ev eşyası marka sahibi şirket, tasarım ve üretimi başka firmalarda yaptırıyor?

Ümit Altun: Evet, her şeyi kendileri üretmiyorlar, en çok hangi firmada kendi ürün portföylerine uygun tecrübe birikimi varsa oradan satın alıyorlar. Çünkü her şeyi kendiniz üretemezsiniz, mümkün değil; Yani bu, binlerce ürün çeşidi ve yüzlerce fabrika demek.

Marka sahibi firmalar yeni bir ürün için fonksiyon, hedef pazar ve fiyat gibi ürün tanımlamasını yapıyor ve üretici firmalar da bizlerle irtibata geçiyor ve o ürünlerin tasarımını yapıp üretime hazır hale geçirmeye çalışıyoruz. Bazen de, zaten üretilmiş olan bir ürünü beğenerek kendi markaları altında satabiliyorlar.

Moulinex, Electrolux ve Kenwood gibi markaların sahibi şirketler, Uzakdoğu ülkelerindeki ucuz üretim alternatiflerine rağmen Türkiye'deki Eksen ve Ernamaş gibi firmaları neden tercih ediyorlar?

Ümit Altun: Evet, Dünya'da birçok büyük firma, küçük elektrikli ev aletleri için -sadece fiyat kriterini göz önünde bulundurarak- Çin'e gidiyor. Şu sevindirici ki, gerek bizim tasarım konusundaki katkılarımız gerekse de üretici firmaların kaliteli üretimleri sayesinde artık Türkiye de tercih edilmektedir. Bu çok keyif verici bir şey. Tabii ki ürünlerin bir kısmını Uzakdoğu ve Çin'den almaya devam ediyorlar.

Türkiye'de Eksen ve Ernamaş gibi firmaların olması aslında çok gurur verici bir şey; Üretime dönük çalışan ve yeni ürün geliştirmeyi hakkıyla yapan, gerçekten sayılı markaların kendileriyle çalıştığı firmalar bunlar. Aslında bir yönüyle Eksen ve Ernamaş'ın isimsiz kahramanlar oldukları da söylenebilir. Zira bu firmalar kendi markaları ile üretim yapmıyorlar ancak gerçekten Dünya'nın en iyi markalarına üretim yapıyorlar.  Bu ürünler Türkiye'de Avrupa'nın birçok ülkesinde ve ABD'nde satılıyor.

10-15 sene öncesine kadar, yurt dışına çalışan yerli firmalar çoğunlukla kalıp imalatı ve seri üretim odaklı faaliyet gösteriyordu. Ama şimdi görüyoruz ki artık tasarımdan üretime kadar bütün safhaları başarıyla üstlenen firmalar var. Bunun bir sonraki aşaması ise bu firmaların kendi markaları ile üretim yapmaları olacaktır?

Ümit Altun: Evet; Aslında Arçelik ve Beko zaten yıllardır bu görevi yerine getiriyorlar; Bu markalara ait ürünler tamamen bu ülkenin Ar-Ge'siyle, el emeğiyle, sermayesiyle hem burada tasarlanıyor, hem de burada üretiliyor ve bunlar zaten yıllardır Avrupa pazarlarını hallaç pamuğu gibi atıyorlar. Örneğin Beko, Avrupa'da artık bilinen bir marka.

Aslında gelinecek nokta, dediğiniz gibi artık markayı oluşturup ülkenin kazandığı katma değeri daha da arttırabilmek. Çünkü siz markasız üretim yaptığınız zaman, sonuçta asıl kazanan marka sahipleri oluyor. Dolayısıyla bu devirde asıl önemli olan markalara sahip olmak. Üretimi nerede ve ne şekilde yaptırdığınız değil, hangi markada, hangi kaliteyle yaptırdığınız önemli. Artık Avrupalı tüketici de Çin malı veya Endonezya malı diye ürünü satın almamalık yapmıyor; Şayet markaya güveni varsa, nerede imal edilmiş olursa olsun, kalitesinin kontrol edildiğini, bir problem çıkmayacağını, çıksa bile marka sahibinin desteğinin devam edeceğine inancından dolayı müşteri o ürünü satın alıyor.

Bu arada, örneklerimde "Çin Malı" derken aşağılamak manasına söylemiyorum; Fiyat aralığı açısından karşılaştırma yapıyorum. Yani bir Çin malı ile Avrupa markası arasındaki fiyat farkı, tasarım ve imalat süreçleri arasındaki farklılıktan doğuyor; Çünkü birisi, gerçekten birçok prosesi hazır alıp, çok fazla kafa patlatmadan başarılı ürünlerin benzerlerini yapmış, diğeri ise doğuşundan itibaren bütün problemlerini yaşayarak ürünü geliştirmiş, markayı güçlendirmiş, markaya güveni sağlamış... Aradaki fiyat farkları da tabii ki bundan dolayı geliyor.

Yakın zamana kadar, yurt dışından aldığı lisanslarla üretim yapan Türk firmalarının daha sonraları kendi Ar-Ge Bölümlerini kurarak ürettikleri orijinal ürünlerle Dünya pazarına açılmaları ve bu süreçte etkili olan faktörler hakkında görüşleriniz nelerdir?

Ümit Altun: 15-20 sene öncesine kadar Türkiye'deki firmaların birçoğu lisansı satın alıp kendi fabrikalarında bu lisansa göre üretim yaptılar. Zaman içerisinde bu ürünlerin teknolojisini öğrendiler, dolayısıyla aslında, o dönemde bir teknoloji transferi yaptılar.

Şunu hatırlıyorum ki, Arçelik'te yeni çalışmaya başladığım dönemde, 1994 yılında Arçelik kendi ürününü geliştirmeye karar vermişti ve bazı buzdolabı modellerini kendisi yapmaya başlamıştı. Ama o dönemde bulaşık makinesi hala lisanslıydı. Tamamen bu lisanslardan kurtulabileceği (sadece maddi olarak değil) bilgi birikimi olarak da bundan kurtulmaya hazır olduğunu hissettiği zaman kendi Ar-Ge'sinde, patentlere takılmayacak şekilde, kendi patentlerini alarak ve geliştirerek ürün tasarımı yapmaya başladılar. Ve o zaman ürün tasarımı, komple mekaniği ile, motoruyla, sistemiyle, ülkemizde tasarlanmaya başlayınca artık endüstriyel tasarımı da burada yapmak söz konusu oldu. Ar-Ge bölümleri önceden beri vardı ama yapısal olarak değişerek artık yeni ürün geliştirmeye başlandı. Ar-Ge dahilindeki endüstriyel ürün tasarımı bölümü, mühendislik, malzeme, yüzey işlemleri, araştırma laboratuarları vs. hepsi gelişip bugünkü noktaya geldi.

Ve bugünkü noktada baktığınız zaman, bu tip firmalar zaten Dünya'daki rakiplerinden geri değiller, birçok konuda başa başlar, bazı konularda daha ileriler. Dolayısıyla artık şu an global birer oyuncu oldular. Tabii ki bu bir süreç. Başlangıçta, evet lisansla başladılar ama şu anda lisansı aldığı firmanın ülkesine bol miktarda ürün satıyorlar. Hatta son zamanlarda Avrupalı önemli bazı markaları da satın aldılar.

Yeni geliştirdiğiniz ürünlerin Dünyadaki diğer ürünlerden farklı olması ve diğer patentlerle çakışmaması nasıl sağlanıyor?

Ümit Altun: Zaten müşterinin ihtiyacına göre bir süreç izleyip ürünü tamamen o ihtiyaç doğrultusunda yaptığımız için, hatta formunu bile ihtiyaca göre netleştirdiğimiz için (mesela Türkiye'de satılacaksa daha farklı Avrupa ve Amerika'da satılacaksa daha farklı gibi..) esinlenme kaynağınız sadece ve sadece ihtiyaç oluyor. Dolayısıyla şimdiye kadar patent çakışmasından ötürü bir sorun yaşamadık.

Belki mekanizma tasarımında başka bir patentle çelişme ihtimali olabilir ama endüstriyel tasarım kısmında, başka bir ürünü birebir kopyalamadıysanız zaten bir benzerinin bulunması pek mümkün değil. Zaten sizin ihtiyacınız ve beklentileriniz farklı. Mesela bir kahve veya çay makinesi yapıyorsanız, o sizin kültürünüzden çıkmış olan birtakım ihtiyaçlar doğrultusunda şekillendiriliyor ve "bize" ait oluyor.

Bu şekilde ürünü ilk yapanlar biz oluyoruz. Mesela Arçelik'in Tiryaki markasıyla piyasaya sürdüğü çay demleme makinesi buna iyi bir örnek; Dünya'da bu ürünlerin çok örneği yoktu, birtakım firmaların, bir tarafta sıcak su ısıtan bir tarafta çayı sıcak tutan bazı ürünleri vardı ama üstünde buharla demliği sıcak tutan bir ürün yoktu. Eksen firması bunu ilk defa Türkiye'de yaptı.  Zamanında teknolojiyi takip ediyorduk ama artık kendi kültürümüzden çıkarttığımız ürünler takip edilmeye başlandı. Çünkü bize ait bir sürü enteresan ürün var.

Mesela, adı üstünde Türk Kahvesi makinesini bir yabancı bizden daha iyi yapmamalı. Arçelik'in Telve markalı otomatik Türk kahvesi  makinesi buna çok güzel bir örnek. Bu makine geliştirilirken Arçelik'te çalışıyordum ama sonuna yetişemedim. Türk kahvesinde köpük çok önemlidir, dolayısıyla bu makine geliştirilirken köpük miktarı ölçme ve karıştırma konusunda patentlere başvurulmuştur. Kahve içmeyen bir insanın bunu tadında yapması mümkün değil; Otomobil kullanmadan otomobil yapmak, ütü yapmadan ütü tasarımı yapmak gibi bir şey bu; Yani problemi doğru tanımlayamazsınız.

Sonuçta, global pazarda başarılı ürünler geliştirebilmek için bence öncelikle kendi kültürümüze inip oradan bir şeyleri çıkartmamız lazım.

Çok güzel bir tespit. Aslında, özellikle  son 5 yılda, ülkemizde tekstil, müzik, sinema, TV dizisi, çizgi film dahil birçok konuda yerli tasarım ve üretime olan ilgide bir artış görülüyor?..

Aslında bu bence iki taraflı bir şey; Yani yerliye karşı güvenin artması belki özgüvenin artmasını tetikliyor ama aynı zamanda özgüvenin artması da yerliye karşı güvenin artmasını tetikliyor. Dışarıda başarılı olabilmemiz için zaten öncelikle kendimize güvenmemiz lazım; Biz önce kendimize güveneceğiz ki insanlar da bizim yaptığımız ürünlere güvensinler.

         
     
TurkCADCAM.net > Türkiye'nin yeni ürün tasarım, geliştirme, CAD/CAM/CAE, CNC, kalıp ve imalat teknolojileri portalı
***** Sektörün profesyonel bilgi ve işbirliği platformu *****
© 2002-2017  Sinerji Yayıncılık, Tanıtım ve Danışmanlık Hizmetleri
Bu portaldaki içerik, ancak kaynak belirtilmesi ve izin alınması şartıyla yayınlanabilir.