Not: İlk defa TurkCADCAM.net
Dergisi Ocak-Şubat 2006 Sayısında yer almış bu yazı,
ek fotoğraflarla birlikte Ağustos 2008'de TurkCADCAM.net portalından yayınlanmaya başlamıştır.
Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?; Çocukluk ve/veya gençlik yıllarınızda da tasarımla ilgileniyor muydunuz? Lisans ve lisansüstü eğitimleri hangi okullarda, ne zaman aldınız? Aldığınız ödüller nelerdir?
Mirzat Koç: 1965 doğumluyum. Ellerimi kullanmaya her zaman çok önem vermişimdir. Mekanizmalar ve karmaşık şeyler her zaman ilgimi çekmiştir. Çocukluk yıllarında yapmış olduğum paten ve çok tekerlekli kaykaylar, boya kutularının üzerinde gerilmiş deriden bateriler ve yaz tatillerinde öğrenmiş olduğum el zanaatlardan biri olan zenne kunduracılığını örnek verebilirim. Her birinde ortaya çıkarmış olduğum bir ürün vardı. Ürün tasarımcısının kendini ifade etmesinin en güzel yolu budur bence.
İlk ve orta öğretim döneminde resim ve logolar yapmak ileriki yıllarda duvarlara slogan yazmakla devam etti. O konuda da belli bir özen ve tarz oluşturduğumdan olsa gerek, teşhis edilmem çok kolay oluyordu.
Akademik kariyerim özetle ise şöyle gelişmiştir;
1982 Sultanahmet Teknik Lisesi Makine Teknisyenliği Bölümü'nün ardından, 1991 ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü'nden mezun oldum. 1990 yılında Paris Les Ateliers Tasarım Okulu'nda bir yaz çalıştayına katıldım. 1995 sonunda Pratt Institute New York'ta Endüstri Ürünleri Tasarımı Yüksek lisansımı tamamladım.
15 yıla yakın tasarım kariyerim süresince Amerika, Avrupa ve Japonya'da birçok ürün tasarımı ödülü aldım. Başlıcaları;
1995 Motorola çocuklar için çağrı cihazı tasarım yarışması, 1997 RedDot, 1998, 2000 ve 2002'de IDEA ABD Ürün tasarımı ödülleri ve 2003'te Surface Dergisi tarafından en iyi 10 Tasarımcıdan biri seçildim ve ürünlerim Milano ve NewYork'ta sergilendi. Tabii ki en değerlileri evlerde ve işyerlerinde kullanılan ve değer verilen tasarımlarımızdır.

İdeolog NY Ofisi'nden bir köşe.
ABD/NY'a yerleşmeniz nasıl oldu? Hangi firmalara ne gibi projeler yaptınız?
Mirzat Koç: ABD'ne 1992'de Milli Eğitim Bakanlığı'nın açmış olduğu Ürün Tasarımı Yüksek Lisans Bursu'nu -ki kazanmış olduğum en değerli ödüldür benim için- kazandıktan sonra gidebildim.
Yüksek lisans eğitimim ile eş zamanlı olarak, New York çevresinde bulunan birçok firmada serbest tasarımcı olarak çalıştım. Ürün tasarımı kariyerimin en önemli kısmını oluşturan bu dönemde birbirinden çok farklı sektörlerde "öğrenerek" çalıştım.
Spor malzemelerinden, medikal ürünlere, motosikletlerden patenlere kadar, ilginç gelebilir, Kızılderili yerlileri balık tutma zokalarına kadar varan ürünlerin tasarımında bulundum. Elbette, bütün bunlar paha biçilmez deneyimler bir tasarımcı için. Belli başlı iş yaptığım ürün ve firmalardan örnek vermek gerekirse;
Kodak için dijital fotoğraf makineleri, Symbol Technologies için barkod okuma sistemleri, Graco için çocuk puseti, Laerdal için medikal ürünler, Fujitsu ve Panasonic için kişisel bilgisayarlar, fotoğraf makineleri ve fotokopi cihazları, Waterpik için duş başlıkları örnek verilebilir. Elbette, her birini sıralamak imkansız; Sadece Kodak firması için 17'nin
üzerinde farklı ürün tasarımında bulundum ve katkılarımız devam etmekte.

Barkod okuma cihazları tasarım sürecinden tipik bir görüntü. 3 boyutlu köpük modeller tasarım süreci açısından sürekli ergonomi testi yapmaya çok yatkındır.

Avuç içi bilgisayar ve telefon cihazlarına barkod teknolojisi uyarlamasından örnekler.

Graco için tasarlanmış puset
ABD'nde uygulanan yeni ürün geliştirme prosesi nasıl işliyor? Diğer proje ekibindeki farklı disiplinlerden olan pazarlamacılar, makine, imalat, elektronik ve bilgisayar mühendisleriyle iyi bir diyaloga girerek verimli bir şekilde çalışmak için hangi yöntemleri kullanıyorsunuz?..
Mirzat Koç: Yeni ürün geliştirme sürecini özetle açıklamak gerekirse;
Her şey müşterinin hazırladığı brifing ve istekle başlıyor. Şirketler belirledikleri iş planlarına göre, hangi ürünlerde ve sektörlerde etkin olmak istediklerini ve vizyonlarını bize iletiyorlar.
Bu vizyona anlam ve şekil vermek, sözcükleri nesneye dönüştürmek bizlere düşüyor. Bazı projelerde, özellikle platform projelerde, birçoğunuzun bildiği "beyin fırtınası - brain storming" çalışmaları yapılıyor. Bu çalışma şekli esasen her tasarım ofisinde en az iki kişi olduğu sürece uygulanan bir metot. Benim anlatmak istediğim ise, daha sistemli ve profesyonel ekipler tarafından organize edilen bir çalışma şekli.
Kısaca söyle: Bolu'da güzel bir otel düşünün. Buraya Dünya'nın farklı ülkelerinden insanlar çağırın. Mühendisler, bilim adamları, girişimciler, sporcular, müzisyenler, Dünya'nın kendileri etrafında döndüğünü düşünenler, aklına her geleni söyleyenler, çok bilgili olup-çok az konuşanlar ve daha nice farklı yaş, bilgi ve kültür gruplarından 25-30 kişilik bu grubu 3 gün boyunca günde 8 saat bir mekanda konuşturun. Organize edenlerin en önemli yeteneği, katılımcıları destekleyen ve fikirlerin açığa çıkmasını tetikleyen tarzları.
Tüm bu süreç yaşanırken de salonun iki ucuna, her sözü, vücut hareketini izleyip, çok hızlı bir şekilde karikatür tarzı bir çizim tekniği ile görsele dönüştüren iki tane de ressam/karikatürist yerleştirin.
Bu üç günün sonunda ortaya binlerce fikir ve bir o kadar da resim çıkar. Her bir resim, bakıldığında, bir fikri, temayı çok akıllıca ve akılda kalıcı bir şekilde ifade eder. Bu üç günün sonunda bilgiler toplanır, elemeler yapılır ve projenin yönü belirlenir. Bundan sonrası ofisimizde devam eder. Bu resimlere ve sözcüklere anlam vermek ürün tasarımcısına düşer. Eskiz çalışmaları, sunumlar, maketler, prototipler birbirini takip eder. Süreç boyunca sürekli diyalog halinde malzemeciler, mühendisler ve pazarlamacılar ile çalışılır.
Müşterimizde ve bizde olmayan destek ise dışarıdan temin edilir; Örneğin hızlı prototip yapımı vs. gibi.
Bu sistemin her projede uygulanmadığını belirtmekte fayda var sanırım. Bu tarz çalışmanın maliyeti oldukça yüksektir. Buna benzer çalışmaları daha küçük ve makul ölçekte yapabilmek de mümkündür. Biz projelere bu tarz çalışmayı kendi ölçeğimizde her zaman uygulamakta -bütçe elverdiği müddetçe- gayret gösteriyoruz.

Beyin fırtınası sürecinde ortaya çıkan fikir, sözcük ve imaların görsel tercümesi.


Beyin fırtınası ardından fikir geliştirme sürecinde ortaya çıkan soyut 3D form ve fonksiyon modelleri

2 boyutlu arayüz ve fonksiyonel analiz çalışmaları.

Water Pik Inc. (www.waterpik.com) için tasarlanmış,
sıcak-soğuk ayarları başlık üzerinde düzenlenmiş düş başlığı

US Patent No: 6,739,523 - Multi Functional Shower Head, May 25, 2004
Bu patenti PDF formatında indirmek için tıklayınız (1,1MB)
Kodak, 3M, Panasonic, Fujitsu, Symbol Technologies ve Graco gibi firmalarkendi bünyelerinde de tasarım ekibi olmasına rağmen neden sizi tercihettiler?.. Bu firmalara hala proje yapmaya devam ediyor musunuz?
Mirzat Koç: "Üçüncü Göz". Ana sebebi kısaca budur. In-house tasarım ekipleri çoğu zaman yaptıkları işler içinde boğulurlar. Toplantılar, iş takipleri, üretim ve eğitim seyahatleri zamanlarının büyük bir kısmını aldığından dolayı tasarım yapmaya zaman bulamayabiliyorlar. Biz onlar için motive edici, yönlendirici, sürücü bir güç olarak devreye giriyoruz.
Genellikle tüm projelerde çok faydalı ve yenilikçi tasarım önerilerimiz oluyor. Bunlar çoğunlukla fonksiyonel yenilikler ve dolayısı ile faydalı tasarım tescili (patent) aldığımız projeler. Sadece şekil yenilikleri değil yani. Herhangi bir projemizi alın ve o müşterimizin geçmiş ürünleri ile kıyaslayın. Sınırların zorlandığını, standart çıtasının yükseldiğini göreceksiniz. Bir anlamda, müşterilerimiz kendi Rönesanslarını yaşamaktalar. Panasonic için tasarladığımız i-Palm dijital fotoğraf makinesini örnek verebiliriz.
Bizler için bu tarz düşünebilen müşteriler çok önemlidir. Elindeki ile yetinmeyen, daha iyisini yapmak isteyen ve riske girmekten korkmayanlarla çalışmayı tercih ediyoruz.
Ayrıca In-house tasarımcılarla çalışmak en zor işlerden birisidir. Çünkü bir çoğu zaten çok yetenekli tasarımcılar bunlar. O yüzden bizler "dışarıdaki adam" olarak onlardan daha iyi ve daha efektif olmak baskısı altındayız sürekli. Eskizlerden tutun da, modellere kadar tasarım süreci içinde birçok konuda daha etkili olmak zorundayız ki bizlerle çalışmaya devam etsinler.

Panasonic için tasarlanmış ilk SD hafıza kartlı dijital fotoğraf makinası. Arayüzü, tek-başparmak ile kontrol edilebilecek şekilde uygulanmıştır.
Yeni bir tasarım işi üzerinize aldığınızda konsept tasarım fazında konuyayaklaşımınız nasıl oluyor? Nelere dikkat ediyorsunuz? Estetik vefonksiyonellik arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Mirzat Koç: Öncelikle müşterilerimizle "organik bağ" oluşturabilmek çok önemli. Ürün tasarımcılarının sadece nesnenin formu ve şekli ile sınırlandığı gibi yanlış bir kanı var. Bu esasen ürün tasarımcılarının tam olarak tanımlanamamış olmasından kaynaklanıyor. Ayrıca moda ve spor malzemeleri gibi sektörler medyada daha fazla yer bulduğu ve çoğunlukla stil, akım ve desen geliştirmek olarak algılandığı için ürün tasarımcılarını da olumsuz etkilemekte. Ben bugüne kadar tasarladığım her ürünün "içine" girdim ve ellerimle yaptım.
Laerdal için tasarlamış olduğumuz medikal acil yardım başlık örneğinde olduğu gibi tüm mekanizmalar, bilgiler bilgisayara geçmeden çok önce çözülmüş, çalışır fiziksel modelleri yapılmıştır. Daha sonra bilgisayar yardımı ile tüm mekanizma "optimize" edilmiştir.
Başka bir örnek olarak da, Viko için tasarlamış olduğumuz ürünlerden biri olan Kapaklı Topraklı prizi vermek istiyorum (Thea). Bu ürüne bakarsanız, detaylara olan hassasiyetimizi ve inadımızı orada da göreceksiniz. Kapaklı prizin menteşe ekseninde uygulanan çözüm kullanıcı ile ilgili değildir. Tamamı ile bir üretim çözümüdür ve oldum olası beğenmediğim bir çözüm olduğu için, biz çift eksenli menteşe geliştirdik. Bu mekanik sistemde fonksiyondan ödün vermedik ve belirlediğimiz estetik standartları da ihtiva ettik.
Bir diğer örnekte 3M dokunmatik LCD ekran'ı verilebilir. Bu tasarımda ürünün duvara veya doğrudan masa üstüne kurulması gibi iki seçenek var. Bundan önceki ve rakip ürünlerde olmayan bir ilki yapmaya sıvadık kollarımızı; Son hali ile, ambalajından çıkarılan ürün, vereceğiniz karar ile ya duvara ya da masa üstüne hiç bir ekstra parça veya aparat kullanmadan kurulabiliyor. Bu da her ürün için çok önemli olan "Out of the Box" deneyimi için son derece önemlidir.
Bugün sahip olduğumuz bilgi ve teknoloji ile çözülemeyecek konu ve yapılamayacak hiç bir şey olmadığına inanıyorum. En önemli soru, ne yapılacağıdır. Nasıl yapılacağını ise çözmek istemediğimiz sürece "başka" birisi her zaman çözecektir.

2002 IDEA (ABD) Tasarım ödülleri yarışmasında Medikal Ürüler grubunda Altın ödül kazanmış, kaza sonrası baş ve boyun sabitleme desteği.

Herhangi bir aparat gerektirmeden doğrudan duvara monte edilebilen 3M dokunmatik sıvı kristal monitor.
Tasarım ve prototip imalat safhalarında köpük modeller, grafik programları, 3D CAD yazılımları, rendering, 3D optik tarama, 3D Printing (hızlı prototip imalatı için) gibi araçları ne şekilde kullanıyorsunuz?..
Mirzat Koç: Söz konusu yazılımlar ve teknoloji elbette kaçınılmaz. Açıkçası üzerinde çok fazla
düşünmeden ve hedefe en hızlı şekilde ulaşmak için en uygun olan aracı kullanıyoruz.
Örneğin, 3D printing desteğini dışarıdan alıyoruz. Bununla birlikte ofisimizdeki 3+1 eksenli Mini CNC sayesinde çok hızlı bir şekilde bir kaşığın ya da bir musluğun poliüretan köpük malzemeden çıktısını alıp tasarım detaylarımızı inceleyip değerlendirebilme imkanımız da var. Ben mavi kopuk malzemeyi işlemeyi çok sevdiğim için çoğu zaman SLA (Stereolitografi) prototiplerin gelmesini bekleyemem ve kendim yaparım. Bu metot ayrıca, projenin başında çok yoğun kullandığım bir metottur. Genelde yön belirleme aşamasında ve eleme kısmında çok kullanırım. Yazılım olarak, Alias ve SolidWorks destekli çalışıyoruz. Photoshop, Flash gibi programlar artık her evdeki televizyon gibi konuşulmaz detaylar haline gelmiştir.
Ürün tasarımında çok geniş bir yelpazede çalışıyorsunuz. Tasarımcının gelişimi açısından farklı sektörlere tasarım yapmak ne kadar önemli sizce? Tasarım sektöründe her zaman çok gündemde olan ıslak mekanlar/banyo ve mobilya konularında da çalışmalarınız var mı?
Mirzat Koç: Şüphesiz çok önemli. Çünkü medikal bir ürün üzerinde çalışırken ortaya çıkan bir problemi o esnada yapılan başka bir projedeki bir fikirle çözebiliyorsunuz. Bu çapraz atlamalar nihayetinde iyi çözülmüş ve tasarlanmış ürüne yansıyor.
Ofis mobilyaları ve ıslak mekanlar-banyo ile ilgili çalışmalarımızı ise önümüzdeki yıllarda göreceksiniz. Bu sektörlerde de çıtayı yükseltmeye devam edeceğiz.
Tasarım sektöründe banyo vs. konuları çok işleniyor ve gündemde tutuluyor. İnşaat sektörünün "şekeri - candy" yani. Bu alanda çalışmalarımız konsept/prototip bazında var. Bunları paylaşmak için çok erken. Yeni, joy-stick'li ve pembe bir pisuar yapmak için yola çıkmadığımızdan emin olabilirsiniz. Çevreye ve insana duyarlı, akıllı çözümlere ulaştığımızda paylaşacağız.
Mobilya sektöründe ise yapmış olduğumuz bazı kavramsal çalışmalar var. Her birinde, insanı düşündüren detay ve fonksiyon kazandırmaya çalıyoruz. Açıkçası süngeri kumaşla kaplamak yetmiyor bizim için. Bununla birlikte ofis mobilyası ile ilgili çalışmalarımız var. Bu ürünlerde de konvansiyoneli ve kendimizi zorlamaya çaba gösteriyoruz.

Bekleme salonu için düşünülmüş, aydınlatmalı, raflı mikro oturma sistemi.
NY ofisinizin ardından Münih ofisinizi de açmanız nasıl bir gelişme ve plan sonucunda oldu? Akademik çalışmalarınız ve Türkiye ofis planlarınız var mı?
Mirzat Koç: Kendi tasarım ofisimi açmadan önce piyasada pişmek çok önemliydi benim için. Yani koltuğunuzun altında onlarca karpuz taşıyabilmek. Ideolog'u kurana kadar da 50'ye yakın ürünün tasarımında bulundum. Her tasarımcının rüyasıdır kendi ofisini açmak. Tasarımcının boyunun ölçüsünü alması için diğer kültür ve uluslardan tasarımcılarla çalışması gerektiğine inanıyorum. Ancak o zaman değerinizi ve eksiklerinizi anlayabiliyorsunuz. Bugün piyasada söz konusu ortamda gün geçirmemiş "ünlü" tasarımcılar var.
Benim ise ofisimi açmak için kaynak ve bilgilerimi kendim oluşturmam gerekiyordu. Bunun için Amerika'daki çalışmalarım esnasında bir Japon, bir Alman tasarımcıdan defalarca fazla çalışmam ve kendimi geliştirmem gerekti. Tasarımcı bu zorlukları kabullendiği sürece gelişmesi engellenemez.
Avrupa elbette her zaman planlarımızın bir parçasıydı. Ürün tasarımı sektöründe belirli bir "kıvama" ulaştıktan sonra Avrupa'ya açılmak "sürecimiz" açısından çok önemli. Bununla birlikte Türkiye'ye stratejik bir konumda daha yakın olmak, hizmetlerimizi paylaşabilmek için Münih'i tercih ettik. Avrupa teknoloji ve üretim üçgeninde olması, otomotiv devlerine
(BMW) ve onların enerjisine yakın olmak çok önemliydi. Ayrıca Milano'dan 4 saat uzakta olmak, girmeyi düşündüğümüz yeni sektörler için stratejik bir konumda.
Türkiye ofisi çalışmalarımız var elbette... Özelikle öğrenci ve genç tasarımcılara fırsat verme bağlamında Türkiye'de bir ofis gerekli. Ayrıca, akademik olarak da paylaşmak ve eğitim kurumları ile beraber çalışmak istiyorum. Sadece üniversite bazında da değil, liseler de olabilir. Tasarım bilincinin liselerden başlayarak yerleştirilmesinde fayda olduğunu düşünüyorum. Çünkü, insanların çevreleri ve nesneler ile olan bağına anlam kazandırmaya çalıştığınızda, hepimizi ilgilendiren çevre kirliliği, doğal kaynakların tehlikeli bir hızda tükenmesi gibi konuları topluca çözme şansımız kolaylaşır.
2005 Ocak ayında davet edildiğim Taiwan "National Chiao Tung University Institute of Applied Art"ta 2 haftalık bir çalıştay'da öğrencilerle "4 Entrances to Creative Design"
bağlamında projeler yaptık ve deneyimlerimi paylaştım. Bu tür çalışmaları Türkiye'de de yapmanın gerekliliğini hissediyorum.
ADesign 2003 Fuarı'na bir stantla katılmanız ve seminer vermeniz ile sanırım Türkiye'de daha geniş bir kitle tarafından tanındınız? Siz de bu Fuar'a katılmaktan memnun oldunuz mu? Getirileri ne oldu? Yalnız sonraki fuarlarda sizi neden göremedik?..
Mirzat Koç: Evet, katılmak ve paylaşmak. Bu iki deneyim çok önemliydi. Çok keyif aldığımı ve konuşurken zorlandığımı itiraf etmeliyim.
Katılımda amacım, sektördeki diğer firma ve tasarımcı arkadaşlarla tanışmak ve paylaşmaktı. O yüzden fuar standında ürün tasarım sürecine ait eskizler ve maketler sergiledim. Bu aslında ürün tasarım sürecinde benim kişisel olarak eksikliğini hissettiğim kaygılarımdan kaynaklanıyordu. Bitmiş bir ürün ile birlikte o noktaya nasıl gelindiğini - süreci- merak etmişimdir sürekli. Fuar standı tasarımında özen gösterdiğimi söyleyemeyeceğim, maalesef.
Sonraki yıllarda katılmamamın birkaç nedeni vardı. Birincisi zaman - takvim uyumsuzluğu idi. İkincisi, belki de en önemlisi, fuar alanı seçimiydi. 2004'te sergi alanı ikiye bölünmüştü-enerjisi uyumsuzdu. 2005 -Eski Galata Köprüsü- ise çok sevdiğim bir "ürün" olmasına rağmen, "pazar yeri" havası verdiğinden dolayı katılmadık. Sanırım açıklamakta fayda var, yanlış anlaşılmak istemiyorum.
İstanbul'un nadide mekanlarından birinde, özlemini yaşadığım yerlerde, tasarlamış olduğum ürünleri sergileme cesaretinde bulunamadım açıkçası. İstanbul benim tasarlamış olduğum her şeyden daha güzel çünkü... 2006'da dilerim kapalı "bir" mekanda tekrar görüşmek üzere...
ABD'ndeki ortamla karşılaştırıldığında, Türkiye'deki yeni ürün geliştirme ortamını ve sektörü nasıl buluyorsunuz? Sizce sektörün gidişi nasıl? Global pazarda rekabetçi ürünler geliştirebilme açısından ülkemizin avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Mirzat Koç: Çok önemli bir konu. Bire bir kıyaslama yapmak doğru olmayabilir esasen. ABD ve diğer ülkelerde ürün geliştirmeye ayrılan kaynaklar, devlet destekli eğitim ve üretim politikaları başlı başına analiz konuları.
Türkiye'de teknolojik uyum çok hızlı gelişiyor. Bunun -herkesin bildiği beyaz eşya ve ev elektroniği sektöründe önder isimler gibi- çok güzel örnekleri var. Bununla birlikte - %85'ne yakın, bizim için en önemli sektör olan endüstrinin omurgası niteliğinde KOBİ'ler var.
Türkiye üreten bir ülke ve üretimin olduğu her yerde ürün tasarımcısı bir artı değerdir.
KOBİ'ler bu yüzden ilgimizi çok çekmekte. Onlara ulaşmak, keserden, çöp tenekesine kadar her projede katkıda bulunmak istiyoruz. Belirlediğimiz birkaç sektörde pilot çalışmalar yapmaktayız zaten. Ar-Ge'ye bütçe ayıramayanlarla iş ortaklığı bazında çalışıp yatırımlara katkıda bulunuyoruz. Bunları yaparken de egolarımızı sabah ofise girerken askıya asıyoruz.
Ben Türkiye'de "bütçesi olan ya da olmayan" herkesle çalışmak istiyorum esasen.
O yüzden firmaların bize ulaşmalarında zorluk çıkarmamaya özen gösteriyoruz. Ulaşılmaz değiliz ve "idealist" olan herkese açığız.
Viko için gerçekleştirdiğiniz Thea projesi nasıl başladı, devam etti ve sonuçlandı? ABD'ndeki projelerinizle ve çalışma ortamıyla karşılaştırmalı olarak bahseder misiniz?
Mirzat Koç: Viko ile 2003'teki ADesign Fuarı'nda tanıştık. Biraz önce söz ettiğim gibi "organik bağ"ı oluşturduğumuza inandığım müşterilerimden biri. Viko, sektöründe lider firmalardan birisi zaten. Arayışlarında belirledikleri hedeflere yönelik -biraz da beklentilerin üzerinde- bir çalışma oldu Thea. Açıklamakta fayda var sanırım.
Thea, Yunan Mitolojisi'nde güneşe hayat veren tanrıçanın adıdır. Bu ismi, projeye ve ürüne uygun olduğunu düşünerek seçtik. Tasarımlarımda ürünün formu, işleyişi ve anlamını belirlemenin yanında, adını da özenle seçmek çok önemlidir benim için. Tasarım süreci diğer müşterilerimle yaşadığımdan çok farklı değildi.
İnternet ve telefon teknolojileri sayesinde nerede ise yüz yüze görüşmeden geliştirdik projeyi. Viko'nun bünyesinde 15'e yakın Ar-Ge elemanı var. Onların göz ardı edilemez katkısı, ortaya çıkan ürün için çok önemliydi. Viko'da düzenlediğimiz birkaç "workshop" niteliğinde pazarlama, mühendislik, imalat vs gruplarla bilgi alışverişinden sonra edindiğimiz bilgilerle New York'a döndük.
Tüm süreci anlatmak pek uygun değil. Özetle söyle gelişti: Sektörü incelediğinizde Avrupa firmalarının nerede ise tüm köşeleri kaptığını görürsünüz. Piyasaya girmeyi düşündüğümüz aralık genelde Avrupa markalarının en baskın olduğu aralık. Rakip olabileceğimiz markaları ve özelliklerini belirledik, ürünlerinin her detayını analiz ettik. Bu aşamada rakiplerin tercih ettiği renklerden tutun da, ürünlerdeki hassasiyet oranlarına kadar -ürünün kalitesinin algılanmasına değer katan- birçok nokta konuşuldu, tartışıldı. Tüm bunlar ürün tasarımcısının her zaman gayri ihtiyarı düşündüğü konulardır. Belirlediğimiz tasarım kriterleri çerçevesinde çalışmalarımıza başladık. Eskiz çalışmaları, 3 boyutlu maketler ve 2 boyutlu sunumlar sayesinde projenin yönü belirlendi.
Bir sonraki aşamada CAD devreye girdi ve 3D hızlı prototiplerle projenin detaylarının çözümüne geçildi. İlk konseptleri - büyük bir cesaretle - 2004'te Frankfurt-Light & Building Fuarı'nda sergiledik. Oldukça büyük bir ilgiden sonra son ürün yönü belirlendi ve projenin bundan sonraki kısmını Viko kendi bünyesinde devam ettirdi. Bizim desteğimiz proje bitimine değin, detaylarla ilgili kontrol ve çözüm önerileri sunarak devam etti. Thea, böylece sektörde birçok yeniliğe adım attı. Her detayında kullanıcının ön planda tutulduğu, Türk tasarımcısının ve mühendisinin gurur duyacağı, taklit edilme korkusunu geride bırakıp, geleceğe yatırım yapacak üreticiler için örnek bir proje olduğu inancındayız.
ABD'ndeki projelerden en büyük farkı ise Viko yönetim kurulu başkanı Sn. Cahit Durmaz'ın bitmek tükenmek bilmeyen tecrübesi, deneyimi, enerjisi ve mükemmellik arayışlarının sürekliliğidir. Konuya hakim, stratejik kararları vermenin ötesinde bir mühendis olarak projeye katkıları imrenecek düzeyde; Böyle bir yönetici ile daha önce hiç çalışmamıştım... Thea, bugüne değin önerilmemiş detaylarla dolu bir çalışma oldu. Kullanıcılara görmeleri gerekmeyen detayları ustalıkla çözdükten sonra gizledik.
En büyük yenilik, her iki dik kenarında metal çerçeve altına yerleştirilmiş endirekt LED aydınlatmalar olmuştur. Aydınlatmanın konumu, karanlık mekana girildiğinde genelde kapının sağında/solunda olan anahtarın, ilk gördüğünüz, yan yüzeylerindedir. Buna ek olarak, Dimmer, Kapaklı-topraklı priz ve birçok diğer üründe de akıllı detaylar uyguladık. Bu çalışma ile sektörde lider Avrupa firmaları ile boy ölçüşecek kalitede bir ürün tasarladığımıza inanıyoruz. Ve taklit edilme korkusunu yaşıyoruz, keyifle!!
Konuyla ilgili olarak www.thea.com.tr adresinden daha detaylı bilgi alınabilir.

Thea'nın ana fikri-ruhunun yakalandığı ilk eskiz çalışma.

Thea tasarım sürecinde ortaya çıkmış bazı eskiz çalışmaları.

Thea tasarım sürecinde ortaya çıkmış eskiz defterinden bir alıntı.

Thea lansmanı sırasında kullanılan sunum duvarı. (Stand tasarımı: Akın Nalca Grubu)

Piyasaya sürülen, karanlık ortamda yan altlardan endirekt aydınlatma ile varlığını belli eden THEA.

Viko/Thea projesi'ne benzer olarak Türkiye'deki yeni ürün geliştiren ana sanayi firmalarına benzer danışmanlık hizmetleri vermeye devam edecek misiniz? Geleceğe yönelik planlarınız nelerdir?
Mirzat Koç: Elbette, amacımız Thea gibi ürünlerle yalnız Türkiye'ye değil, Dünya'ya sesimizi ve kapasitemizi duyurmak.
Thea'yi Avrupa'da ve Türkiye'de gösterdiğimiz bayiiler ve mimarlar, bunun bir Türk tasarımı ve mühendisliği olduğuna inanmıyorlar.
Bu tür duyguları yaşamak gurur verici elbette. Büyük bir markalaşma rüzgarının estiği Türkiye'de, Thea gibi daha nice markalar geliştireceğiz...
Hangi sektör olduğu çok önemli değil açıkçası. İnsana ulaşmaya çalışan ve hayatı iyileştiren, anlamlı kılan her üründe katkımızın olacağına inanıyorum.
Gelecek, ürün tasarımcıları olarak zaten içinde bulunduğumuz bir dönem. Şu an masamızda olan tasarımlar insanlara en erken bir yıl sonra ulaşacak.
Dolayısı ile çok uzak olmasa da geleceği kurgulamakta ve şekillendirmekteyiz zaten. Proje bağlamında yapmak istediğim, aklıma gelen birkaç fikirden bazıları:
Vespa tarzı bir Türk klasiği ve IKEA için hapishanelerde üretilmiş bir çocuk beşiği. İkincisi için bir üniversitenin veya derneğin organizasyon desteğine ihtiyacım var sanırım.
Ve elbette, İstanbul'da bir tasarım ofisi... O da çok uzak değil zaten.
Dünya çapında rekabetçi yeni ürünler geliştirmeye çalışan firmalara neler tavsiye edersiniz?
Mirzat Koç: İnovasyon kültürü oluşturmak; Bu tanımlama rekabet stratejileri belirleme ve karlılık sistemini muhafaza etmeye çalışmak kadar önemlidir. Yeni kuşak yöneticilerin üstlenmesi gereken önemli rollerden birisidir. Üretim sistemleri ve teknolojinin her gün herkese daha ulaşabilir olduğu bir dönemde inovasyon en büyük silah konumundadır.
Uzun soluklu büyüme planları yapanlar ve marka oluşturma çabası içinde olanların şirket kültürü içerisine yenilikçiliği enjekte etmeleri gerekmektedir. Özgün ve kaliteli ürünler üreterek, taklit eden değil de taklit edilen olma konumuna gelmeleri ve bu "korkuyu" yaşamalarını diliyorum. Ayrıca projelerinde ürün tasarımcıları ile daha çok çalışmalarını öneriyorum.
Ürün tasarımcısı bir ürün/nesne ile insanlar/kullanıcılar arasındaki en doğru bağlantıdır. Her ikisinin de iyiliğini ister. Türkiye'de Dünya kalitesinde işler çıkaran ürün tasarımcıları var. Onlara şans versinler ve istifade etsinler.
Son olarak, yeni ürün tasarımı konusunda kariyer yapmak isteyen gençlere önerileriniz nelerdir?
Mirzat Koç: Her tasarımcı adayı için işleyen bir formül olduğunu sanmıyorum. Bulunduğunuz yer, eğitmenleriniz, yaşam koşullarınız; Her şeyin bu örgüde etkisi var.
Örgüyü anlamlı kılmak ve işlemek kişinin kendi elinde. Tasarımda üniversite eğitimi emeklemek gibidir ve kişisel gelişim için öyle de olmalıdır. Maraton koşmak için ise önce yürümek ve daha sonra uzun soluklu ve sistemli koşmayı öğrenmek gerekir. Her gün yeni bir şey öğrenmek çok keyifli ve herkesten öğrenecek bir şeyler olduğuna inanıyorum.
Teknolojiyi insana uyarlamak çok önemli. Tersi değil. Bilgisayar artık bir üstünlük olmaktan çıkmıştır. Yeni mezun tasarımcıların birçoğu bu aletleri çok iyi kullanır durumda zaten.
İçlerinden gelen sese kulak versinler ve rüyalarını gerçekleştirmeye çalışsınlar; "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz."
İlgili haber:
14-06-2005 > VİKO'nun "Thea" markasıyla yeni piyasaya sürdüğü aydınlatma anahtarı, dünyaca ünlü Türk tasarımcı Mirzat Koç'un çizgileri ile 15 kişilik VİKO tasarım ve Ar-Ge ekibinin yoğun çalışmaları sonucu bir buçuk yılda geliştirildi |