|
Tamer
Özel
Mak. Yük. Müh.
www.patents4technologies.com
Eylül 2005, CA / ABD
Not: İlk defa TurkCADCAM.net Dergisi 1. Sayısında (Ocak-Şubat 2006) yayınlanan bu makale, ek resimlerle birlikte Eylül 2007'de TurkCADCAM.net Portalı'ndan yayına başlamıştır...
1982 yılında patent kütüphaneleri ile ilk tanıştığımda şoke olmuştum: Ya gördüklerim gerçek değildi, ya da T.C.'de bana o güne kadar öğretilenler, söylenenler kökten yanlıştı. Birkaç gün sonra anladım ki, yanlış olan T.C.'dekilerdi.
1982-84 arasında master için Kaliforniya Üniversitesi'nin Irvine Kampüsü'nde idim (Los Angeles). Özel ilgimden dolayı "toz metal" (powder metallurgy) konusunda seçtiğim bir kitap; konuları o kadar detaylı anlatıyordu ki, verilen bilgilerle atölyeye inip yazanları tekrar etmek mümkündü. Referanslarda da hep ABD patentlerinin numaraları vardı. Bu kafamı karıştırdı. Çünkü, benim T.C.'den bildiğim; patent kutsal, gizli, öyle sıradan herkesin ulaşamayacağı bir şeydi. Diğer taraftan ise; "referans" olarak verilen bir şey erişilebilirdi. Sonunda kütüphanenin "reference desk*"ine giderek, utana sıkıla kitaptaki bir patent referansını gösterdim, "buna nasıl ulaşabilirim?" diye sordum. Bana "Hay aptal! Buna erişilmez!" diyeceğini beklerken, "4. katta devlet yayınları (government publications) var, oraya giderseniz size yardımcı olabilirler" dedi.
Şaşkın şaşkın, 4. kata çıktım, aynı soruyu sordum. Beni, "Offical Gazette" (Resmi Gazete) lerin toplandığı, patent özetlerinin bulunduğu bir bölüme götürdüler. "İstediğiniz patentleri burada bulabilirsiniz" dediler. Referans verilen patentleri buldum, ancak ne olduğu anlaşılamayan bir resimcik ve kısa bir "özet" vardı. Benim okuduğum kitaplarda anlatılan detaylar yoktu. "Hah!" dedim kendi kendime, "T.C.'de bize öğretilenler doğru, patent dedin mi sadece özetini görebilirsin, aslını asla!" Ama yine de ürke ürke kütüphaneciye "Acaba bu patentlerin asıllarına ulaşmak mümkün mü?" diye sordum. "Gayet tabii, Los Angeles Halk Kütüphanesi'nde (Los Angeles Public Library) bir patent kütüphanesi var" dedi. Yine çok şaşırmıştım.
Los Angeles Halk Kütüphanesi'ni aradım, yerini ve saatlerini öğrendim. Ertesi günü oraya gittim. Girişteki kütüphaneciye patent kütüphanesinin yerini sordum. "4. katta" dedi. Gittim. Takriben 25 metrekarelik bir oda idi. Ürkerek içeri girdim. Bir adam kolumdan yakaladı. "Eyvah yakalandım işte!" diye düşündüm. Adam Meksika kökenli olduğundan kırık bir İngilizce ile konuştu, konuştu. Konsantre olamadığım için adamın söylediklerinden hiç bir şey anlamadım. Adam beni azat edince bir köşeye büzüldüm. Sonra salona başka birisi geldi, adam onu da yakaladı, başladı konuşmaya. Bu sefer kulak misafiri oldum ve her söylediğini ciddiyetle dinledim. Meğersem adam kütüphane görevlisi imiş ve patent kütüphanesine ilk gelenlere kütüphanenin nasıl kullanıldığını anlatıyormuş...
Salon'da, mikrofilm halinde, 1790'dan o güne kadar alınmış tüm ABD patentleri -üniversite kütüphanesinde de olan- her hafta yayınlanan patent özetleri ve altı adet mikrofilm okuyucu vardı. Hala inanamıyordum. "Patentler erişilemez" diye biliyordum, ama erişilebiliyordu. Bu işte bir terslik vardı. Patentler erişilebiliyorsa, ya patentler hiç bir işe yaramıyorlardı, ya da T.C.'de bellettikleri herşey yanlıştı. Bunu anlamanın tek bir yolu vardı; Bir tane patenti etüt etmek.
 

O sıralar araştırdığım şırınga imalatı ile ilgili Becton Dickinson firmasının patentleri arasından cam bir şırınganın imalat patentini seçtim. Mikrofilm okuyucu 1982'de sayfa başına 25 cent'e fotokopi çekiyordu. Hatırladığım kadarıyla 18 sayfalık patent idi. Kopyaladım. O hafta sonunu o patentin etüdüne ayırdım. Etüt, Cumartesi ve Pazar, her gün 12 saatimi aldı. Pazar akşamı yerde miyim, gökte miyim, bilemiyordum. Çünkü o günkü teknik bilgimle o patentte anlatılan makineyi yapabilirdim. O patentin mucidinin ismini hiç unutamadım; Henry Molinary.
Ve tabii T.C.'de belletilen hemen hemen herşeyin yanlış olduğu orada ortaya çıktı...

sayfanın tümünü yüksek çözünürlükte görmek için tıklayınız

bu sayfayı yüksek çözünürlükte görmek için tıklayınız
Şırınga imalatı konusunda, 1954 yılında Becton Dickinson firması üzerine alınmış, Henry G. Molinari'ye ait 2,684,556 no'lu patentin 1. ve 5. sayfaları yukarıda görülmektedir;
Artık günümüzde, bu patente ve diğer tüm patentlere ABD Patent Ofisi internet sitesinden (www.uspto.gov/patft) yapılan bir tarama ile kolaylıkla ulaşılabiliyor.
T.C.'ye Dönüş:
T.C.'ye dönerken bu patentlere Türkiye'ye en yakın nerede erişebileceğimi araştırdım. En yakın İsviçre'nin Bern kenti idi. "Vegetable dehydration" (bitki kurutması) konusunda bir patent araştırması için oraya gittiğimde gördüklerim ve öğrendiklerim çok ilginç idi. Gördüğüm, insanların dirsek dirseğe patent etüt ettikleri idi. Öğrendiğim ise; Albert Einstein'in gençlik yıllarında o kütüphanede çalışmış olduğu idi. Bern Patent Kütüphanesi'nin adresi "Einstein Strasse, 2" idi. Daha sonra Londra'daki, Münih'teki ve Washington D.C.'deki patent kütüphanelerini de gördüm.
Her neyse...
Bilim ve teknolojiden 1986 yılında sorumlu olan bakana, bilim teknoloji dışında bir konuda, danışman oldum. Bakan, elektrik mühendisi idi. Dünya'yı tümüyle Türk gözlükleri ile görüyordu. Patentlerin teknolojik bilgilerin yayılmasını sağladığını söylediğimde bana cevabı "olur mu canım öyle şey? Öyle olsaydı her şey çalınırdı!" olmuştu. O zamanki İngilizce'si yetersiz olduğundan patent etüt etmesi imkansızdı.
Derken kısa süreli Washington D.C.'ye gitmesi gerekti. Kendisine seyahatine bir gün ilave etmesini, benim de seyahate katılmamı ve kendisine D.C.'deki patent ofisin kütüphanesini gezdirmemi önerdim. Gördüklerinden sonra hala bana inanmaz ise konuyu bir daha açmayacağımı söyledim. Kabul etti.
Washington D.C.'deki Patent Ofisi:
Washington D.C.'deki patent ofisin kütüphanesinin benim gördüklerim arasında başka bir benzeri yoktu. Giriş bölümünde (takriben 200 metrekare) o güne kadar devrim yaratmış teknolojilerin patentlerinin özetleri ve açıklayıcı bilgi sergileniyordu. Enrico Fermi'nın "Nuclear Reactor" patentinin özet sayfası ve tarihsel hikayesi diğerleri arasında idi. ,
Kütüphane'nin kendisi, adeta, futbol sahası büyüklüğünde bir salondu. Yerden tavana kadar raflarda 1790 yılından bugüne kadar alınmış ABD patentlerinin kağıt kopyaları, düzinelerce fotokopi makinesi, düzinelerce mikrofilm okuyucuları ve ABD patentlerinin mikrofilm kopyaları... Uzun masalarda insanlar dirsek dirseğe patent araştırması, etüdü yapıyorlardı (1986'daki manzara).
"El sıkmak memnun":
T.C.'nin büyükelçilik görevlileri, PTO (Patent and Trademark Office)'nun halkla ilişkilerinden bir rehber ayarlamışlardı. Amerikalı rehber PTO'nun değişik yerlerini gezdirdi. Orada, bir de, PTO'da geri kalmış ülke yetkilileri ile yapılan toplantılara "glad hand shake" (el sıkmak memnun) toplantısı dendiğini öğrendik. Eskiden, geri kalmış ülkelerden birinin, üstelik de önemli, bir bakanı PTO'yu ziyaretinde el sıkışırken, "memnun oldum" demek için İngilizce anlamı olmayan bu tabiri kullanmış; Sonuçta "Glad hand shake", üçüncü Dünya ülkeleri yetkilileri ile yapılan sıkıcı ve vakit kaybı olarak nitelendirilen toplantılara "takma ad" olarak yerleşmiş.
Bakan bey daha evvel Türkiye'de bir firmada genel müdürlük yapmıştı. PTO'dan çıkınca "Yahu lisans almak için adamların öpmediğimiz etekleri kalmazdı, meğerse hiç gerek yokmuş!" dedi. Ben, "T.C.'de bunu anlatmaya çok çalıştım ama kimse dinlemiyor" deyince, "Ağa! Sen, sen olarak anlatmaya çalıştın, ben T.C.'nin bir bakanı olarak anlatacağım, bu farklı olacak!" demişti.
O tarihten sonra Bakan Bey'i bilim ve teknoloji konularında yönlendirmeye çalıştım. Bir tedbirler paketi önerdim (detayları "ABD: Madalyonun Öbür Yüzü" kitabımda verilmiştir). Öncelikle coğrafi olarak kolay şekilde serpiştirilecek altı patent kütüphanesi vardı. Kaynağın Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından ayrılması gerekiyordu. Dolayısı ile DPT'nin onay vermesi gerekiyordu.
DPT Müsteşarı'nın bir gün uçakta yanına bir ABD'li patent avukatı düşmüş. Avukat, Müsteşar Bey'e "patentler önemlidir!" demiş. Bir Amerikalı'dan böyle bir beyan hafızasında yer etmiş. Onun sayesinde müsteşar bey konuyu duyunca kesip atmadı, ancak "altı olmaz ama bir tane olur" dedi.
|
|
ABD Patent Ofisi (United States Patent and Trademark Office) yeni binası;
Alexandria, Virginia (Washington D.C. yakınları) www.uspto.gov |
Rapid Patent:
Mikrofilmleri imal eden "Rapid Patent" firması ile irtibat kurdum. Ayriyeten onlar aracılığı ile ABD'li patent hukukçularına patentleri anlattırmak üzere Ankara, İstanbul ve İzmir'de birer seminer düzenlettirdim. Aslında bu seminerleri -hem ABD'deki düzeni, hem Türkiye'deki düzeni bilen biri olarak- ben verebilirdim. Ama Türk'ün Türk'e karşı güvensizliği, kıymet vermemesi ve yabancılara Türk'ten daha çok inanmalarından dolayı, bu semineri ABD'li avukatlar verdi. Tabii ki mesajlar hedef kitleye erişemedi.
Rapid Patent şirketi o zamanlar (1980'li yıllar) ABD Patent Ofisi ile kontratlı çalışarak ABD patentlerini mikro film haline getiren, tüm Dünya patent kütüphanelerine (mikrofilmlerini) satan tek kuruluş idi. Türkiye'ye gelecek arşivle ilgilenen şirket yetkilisine gelişmekte olan ülkeler arasında en çok hangilerine satış yaptıklarını sorduğumda verdiği cevap beni hiç şaşırtmamıştı: Güney Kore, Taiwan, Çin. Aynı şirket yatkılısı, mikrofilm sistemleri ve patent kütüphaneleri gelişmeden evvel ABD'deki üretim firmalarının Ar-Ge departmanlarının ABD patent kütüphanesinde üstlenmiş ekiplerinin yeni ve eski patentleri nasıl araştırdıklarını da anlatmıştı; Her şirketin Ar-Ge departmanından bir ekip, patent kütüphanesinde nöbetleşe çalışırlarmış. Diğer bir değişle patent ofisinin çalışma salonunda ekibi olmayan "üretici" şirket yok imiş.
T.C.'nin ilk Patent Kütüphanesi:
Türkiye'nin tek Patent Kütüphanesi geldi, hiç ilgisiz bir yere, Türk Standartlar Enstitüsü'ne yerleştirildi. 3 kişi eğitim için Rapid Patent'e gitti, geldikten sonra patent arşivinde çalıştırılmadılar. Derken benim danışmanlığını yaptığım bakan ayrıldı. O arada ABD patent kanunu ile içtihatları da içeren geniş bir rapor hazırlamıştım. Giden bakanın arkasından gelen iki bakan (takriben bir yıl içinde) ne konuyu duymak ne de hazırladığım raporu okumak istediler. Her yarı aydın gibi Dünya'yı zaten bildiklerini sanıyorlardı...
1989'da istifa ettim. Hazırladığım raporu genişlettim, ABD'deki federal yönetim sistemi ve serbest piyasa ekonomisini de ekledim. İnkılap Kitapevi yayınlamak istedi. T.C.'deki telif hakkını aldı. Telif ücretini kitap olarak istedim. 80 tane kitap etti. Onları da adreslerini bulabildiğim kütüphanelere gönderdim.
T.C.'de her kafadan çıkan kıymetsiz fikirlerin oluşturduğu gürültülü ortamda artık yapabileceğim bir şey olmadığına karar vermiştim.
Derken oldu zaman 21. yüzyıl, internet çıktı. Dünya'nın neresinde olursa olsun benim yaşadıklarımı genç beyinler yaşamasın diye, yol göstermek amacı ile, patents4technologies.com sitesini açtım. Yaşadığım sürece de açık tutmak istiyorum. Yeri gelirse TurkCADCAM Grubu gibi, hedef kitleden insanların olabileceği yerlere mesajları vermeye çalışıyorum, çalışacağım. Ama faydalanan oluyor mu? Oluyorsa kaç kişi oluyor? Bilemiyorum.
Tüm okuyanlara sevgilerimle,
Tamer Özel
* Reference desk: ABD'de kütüphanelerde diğer ülkelerdekine benzer, referans masası bulunuyor. Ancak ABD'dekilerin diğer ülkelerden farkı; bu masada çalışanların bilginin yayılması konusunda uzman olmaları. (Diğer bir değişle; bir soru ya da sorunla gittiğinizde, onu halletmek için seferber olmaları.)
Yazarın diğer makaleleri:
|