|
Kudret
Önen
Genel Müdür
Otokar Otobüs Karoseri Sanayi A.Ş.
22 Ekim 2004 Sabancı Center, İstanbul
*Bu rapor Otomotiv Sanayiinde İşbirlikleri II:
"Endüstriyel Tasarım
ve Ürün Geliştirme"
konferansında yapılan sunumdan derlenmiştir.
Geçtiğimiz
yıl 40. yılını kutlayan Otokar, Türk otomotiv sanayinin en
eski şirketlerinden biridir. "Magirus-Deutz" lisansı
altında otobüs üretimine başlayan, Türkiye'de belli bir döneme
ismini vurmuş 'Apollo', 'Magirus' otobüsleri ile tanınan Otokar,
bir bankanın satışıyla Koç Grubu'na geçmiş ve 1970'den itibaren
de tamamen kendi dizayn ettiği araçlar üzerine konsantre olarak
imalatını sürdürmüştür.
Bugün
İstanbul'da nerdeyse her gün 1 ila 2 milyon civarında insan
taşıyan minibüsleri Otokar üretmektedir. 1984'lerde şirket
büyüme stratejisi olarak başka bir alan tanımlamış ve 1987'de
askeri araçlar imalatına başlamıştır.
1990'ların
başında hafif zırhlı araçlar imalatına başlamış; 2002'de de
"İstanbul-Fruehauf' ile "Otokar" birleşmiştir.
Böylelikle, Otokar ürün gamına semi-treyler, treyler ürünleri
eklenmiştir. Yine 2002'de, otobüsçülük tekrar canlandırılarak,
"Sultan" midibüsler üretilmeye başlanmıştır. Neticede
Otokar geniş bir mamül gamına sahip olmuştur.
|
|
|
|
|
1963,
lisans altı otobüs imalatı (Deutz)
|
1970,
kendi dizaynı minibüs
|
1970,
kendi dizaynı küçük otobüs
|
Otokar'ın
gelişme stratejisi kısaca analiz edilirse; faaliyete başladığı
1963 yılında ürettiği ancak sonrasında birtakım nedenlerle
bırakmak zorunda kaldığı ilk otobüslerin; sonrasında minibüs
ve küçük otobüslerin lisans altında değil; kendi dizaynı olarak
üretildiği görülmektedir.
1970'li
yıllardan bu yana 80S4.5, 85ES gibi ve son olarak da sağda
görülen M2000 modeli ile pazarlanan minibüsümüz neredeyse
25 yıldır Otokar tarafından dizayn ve imal edilmektedir.
M2000
"dolmuş" taşımacılık alanının en önemli araçlarından
biri olmuştur.
|
|
|
|
1984,
kendi dizaynı otobüs (131-11B)
|
2002,
kendi dizaynı küçük otobüs
|
1984'lü
yıllarda tekrar otobüsçülüğe dönerek, "131-11B"
adı verilen tamamen Otokar lisansıyla otobüs imalatı başlamıştır.
Askeri işlerdeki büyüme nedeniyle otobüsçülüğe ara verilmiş;
askeri işlere ağırlık verilmiştir. Otobüsçülük kısa bir süre
bırakılmış, ancak 2002'de tekrar Otokar dizaynı küçük otobüsler
üretilmeye başlanmıştır.
|
|
|
|
1987,
Land Rover lisansı ile taktik araçlar
|
(40
adetin üzerinde kendi dizaynı özel araç)
|
Askeri
taktik araçlarda, 1987 yılında 'Land Rover'la lisans altında
başlanılan imalat, bugün hala devam etmektedir. Bugün Türkiye'de
20 bin adet Land Rover Defender üretilip satılmasını sağlayan
unsur ise, 'Land Rover'ın kendisinin yanında Otokar'ın ona
eklediği 40'ın üstünde değişik modeldir. Bugün ordumuz 3.5
tondan 4 tona kadar, istediği bir Otokar 'Land Rover Defender'
aracını bulabilmektedir. Bu da tamamen Otokar'ın özgün tasarımları
ile ortaya çıkmıştır.
|
|
|
|
1990,
Land Rover şasi üstüne zıhrlı araçlar
|
1993,
monokok gövdeli zıhrlı araçlar
|
1990
yılında Land Rover ile yarı lisans altında başlayan zırhlı
araçları; hemen arkasından şasisiz, tamamen Otokar dizaynı
bir zırhlı araç takip etmiştir. Onun ardından 6.5 tonluk daha
büyük, yine şasisi olmayan bir zırhlı araç üretilmiştir. Bugünlerde
Otokar 8x8, 26 tonluk büyük bir zırhlı araç projesi üzerinde
çalışmaktadır. Burada önemli olan nokta; lisans altında başlayan
bir çalışmayla, mühendisliğin ve özgün tasarımların nereye
geldiğidir.
|
|
|
|
1997,
monokok gövdeli zıhrlı araçlar
|
2001,
8x8 25 tonluk zıhrlı araç proje aşamasında
|
Üretimde,
araçlarda "yerli oran" değil, "yerli şirket,
milli dizayn, yerli dizayn" üzerinde durulmalıdır. Örnek
olarak; bugün İsrail askeri alanda çok gelişmiştir fakat mamülün
detayına inildiğinde birtakım parçaların yurt dışından çeşitli
yerlerden alındığını, esasında İsrail' in malı olmadığı görülür.
Fakat mamülün kendisi ve endüstriyel tasarım hakları İsrail
şirketine aittir ve o da bu malı istediği yere satabilir.
Otokar
zırhlı araçlarında da yılda yapılan 100 tane zırhlı aracın
her şeyiyle yerli olması mümkün değildir; fakat bu araçların
tüm hakları yani; halk arasındaki tabir ile "anahtarı"
Otokar'dadır. Neticede Otokar, zırhlı aracı kendisi dizayn
etmekte, istediği yerden istediği parçayı alarak, Otokar dizaynı
bir araç yapmaktadır. Burada mühim olan nokta; entegrasyon
gücü, entegrasyon mühendisliği ve aracı ortaya çıkarmaktaki
kabiliyettir.
|
|
|
|
|
1984,
Fruehauf lisansı ile imalat
|
1990,
soğutuculu araçlar ve benzeri kendi dizaynı üniteler
|
2005:
Otokar markası ile de üretim planlanıyor
|
Treyler
ve semi-treyler ürünü de lisans altında üretilmeye başlanmış;
sonrasında bir yandan lisans altında üretim yapılırken, şirket
kendi özel soğutuculu araçları ve benzeri sert gövdeli araçları
geliştirmiştir.
Otokar,
2005 yılında "Otokar" markası ve lisans markasıyla
paralel bir şekilde, kendi ürünlerinin imalatını planlamaktadır.
Son 20 yılda Otokar'da ortaya çıkarılmaya çalışılan konsept
şudur; "Lisans ile başlayıp kendi teknolojisini geliştirerek,
mühendisliğini geliştirerek şirketi endüstriyel tasarım haklarına
sahip olan bir konuma getirmek." Otokar, bunu başarmıştır.
Otokar'ın
en önemli varlıklarından ve hedeflerinden bir tanesi şudur:
"Otokar, fikri mülkiyet haklarına sahip olan bir şirket
olarak ve özellikle -askeri işlerin de biraz etkisiyle- milli
varlığını, milli kişiliğini koruyarak devam edecektir."
|
|
|
|
Otokar
IDEX 2001 Fuarı'nda
|
Otokar
2004 Hannover Fuarı'nda
|
 |
|
COBRA
Taktik Zıhrlı Araç: TÜBİTAK-MAM desteğiyle 1996'da tasarıma
başlanarak 14 ay içinde ilk prototip üretilmiştir. Aktarma
organları dış kaynaklıdır.
|
Yan
sanayi ile işbirliği konusunda bazı açıklamalarda bulunmak
gereklidir. Askeri işlerde yan sanayiyle çok detaylı projeler
yapılamamaktadır. Bu, işin gizliliğinden değil, işin kendisinden
kaynaklanmaktadır.
Örneğin;
TÜBİTAK-MAM destekli bir proje olan bir zırhlı araç projesinde
sadece soğutma sistemi yan sanayiyle ortak geliştirilmiş,
farklı bir geliştirme yapılamamıştır. Çok başarılı sonuçlar
alınan bir proje olmuştur, ancak yan sanayi yönüyle bakıldığında
o kadar güçlü bir örnek değildir. Aynı şekilde Otokar minibüsleri,
sadece ülke için geliştirilmiş, esasında çok başarılı, ancak
Avrupa için geçerli olmayan bir dizayndadır. Bu alanda Otokar'ın
endüstriyel tasarım hakları çok ihlal edildiği için, araçlar
kapalı bir kutu içinde, mümkün olduğu kadar Otokar tarafından
yapılmaktadır.
Ancak,
askeri araçların ve minibüsün aksine "Sultan" midibüsler,
yan sanayiyle çok sıkı bir işbirliğinde ve eş zamanlı geliştirmelerle
yapmaya çalışılan bir projedir. "Sultan"da birçok
sistem yan sanayiyle, yan sanayinin de yatırım yapmasıyla
beraber geliştirilmiştir.

Sultan'ın
tasarım sürecinde bir iki tane nokta önemlidir. Otokar, eski
bir otobüsçü olarak yeni bir araç yapmaya başlamadan önce
rakip araçları incelemiş, onların zayıf yönlerini bularak
kendisi için bir artı yöne çevirmeye çalışmıştır, böylece
Sultan'ın özellikleri ortaya çıkmıştır.
 |
 |
|
Pazardaki
kamyon şasisi üzerine otobüs gövdesi uygulaması yapılan
ürünlerin dezavantajlarını ortadan kaldırmak için projeye,
ürüne uygun bir otobüs şasisi tasarlanarak başlanmıştır
|

En
önemli konu; Otokar, kamyondan bozma bir vasıta değil; bir
"otobüs" yapmak isteği ile yola çıkmıştır. Bu, Otokar'ın
mühendislik olarak birinci hareket noktası olmuştur. Bu istek,
yan sanayi ile paylaşılmış; sonuç olarak konfor ve estetik
olarak da otobüs gibi bir araç ortaya çıkmıştır.
Sonrasında
eş zamanlı tasarımlar başlamıştır. Hem yan sanayiden hem ana
sanayiden bu programlar hakkında konferans sırasında verilen
örnekler, aynı şekilde Otokar'da da uygulanmaktadır.
Burada,
tasarım süreçlerinin detaylarını anlatmak yerine; birkaç tane
problemden bahsetmek doğru olacaktır. Bunlardan bir tanesi;
regülasyonlara göre araçların ülkede geliştirilmesinde çok
ciddi sorunlar, zaman kaybı ve parasal kayıpların olmasıdır.
Ortak bir test pisti bulunmamaktadır. Bu, Otokar için en önemli
konulardan bir tanesi olmuş ve projede tahmin edilemeyen birtakım
gecikmelere de neden olmuştur.
Endüstriyel
tasarım hakları hedefi olan milli şirketler olacaksa, ileride
test imkanları geliştirilmelidir. Otobüslerde; otomobillerin
aksine; her ülkenin kendine ait bir regülasyon sistemi mevcuttur.
Bu nedenle, toplu taşımacılık araçlarında test ve regülasyonlara
uyum, çok vakit alıcı ve büyük yatırımlara giden bir yoldur.
Tek şirketin bunu yapması mümkün değildir; Bu, muhakkak yan
sanayiyi de dahil edilerek gerçekleştirilmelidir.
Sistemlerin
üzerinden gidilirse, "Sultan"ın geliştirilmesinde
koltuklar, aydınlatma ve yolcu kumanda sistemleri, havalandırma
ve dağıtım sistemi, süspansiyon, "air condition"
sistemi, sessizlik paketi ve fren sistemleri gibi alanlar
yan sanayi işbirlikleriyle yapılmıştır.
Esasında
büyük bir problem olmamakla beraber, işin başka bir boyutu
daha bulunmaktadır; gizlilik kolay kolay sağlanamamaktadır.
Ancak, 2 yıl sonra yapılacak araçların paylaşıldığı bir ortam
olduğu için çok ciddi bir sorun değildir. Adetler az olduğu
için birtakım özgün dizaynların daha iyilerinin de geniş kullanıma
geçmesi mümkün olabilmektedir; ki ortak yatırım yapıldığı
için bu ciddi bir problem olarak görülmemelidir. Ufak tefek
teknolojiler geliştiriliyorsa iki taraf da bunu kullanmalıdır.
Bunun haricinde yan sanayiyle "Sultan" aracının
geliştirilmesinde çok başarılı bir dönem geçirilmiştir.
Burada
yan sanayi ile ilişkilerde paylaşması gereken iki konu daha
bulunmaktadır. Özellikle Tofaş ve Ford Otosan, sonra da onu
takip eden şirketlerde görülmektedir ki; Türkiye bir milyar
dolarlık ihracatlar ve yüz binleri aşan ihracatlar dönemine
girmiştir. 1975'lerde Ford Otosan'da jantsız, lastiksiz araba
satılabilen dönemlerden inanılmaz güzel bir noktaya gelinmiştir.
Fakat bunun Otokar gibi daha farklı bir arenada mücadele veren
şirketlere de bazı etkileri bulunmaktadır ve bunların özellikle
yan sanayi yönüyle çok önemli bir iki tanesinden burada bahsetmek
gerekir.
Adetler
yükselince Otokar gibi yüz binler değil on binler, belki biraz
daha az adetlerde olan firmaların yan sanayiyle olan ilişkilerinde,
gayet normal olarak birtakım sürtüşmeler olabilmektedir. 10-15
yıl sonra Türkiye'ye teknoloji sayesinde para kazandırabilecek
varlıklar yaratabilmek için bunlar olmamalıdır. Bu konunun
yan sanayi tarafından anlaşılması ve desteklenmesi beklenmektedir.
Kaçınılmaz
ve hakim olunması çok zor olan bir diğer noktada da yan sanayinin
kabuk değiştirmesidir. Yan sanayi, yabancı firmalar tarafından
satın alındığında; birdenbire yabancı firma kuralları ön plana
çıkmakta ve bu kesinlikle rekabet ortamında sektöre artı etki
yaratmamaktadır.
Eğer
hedef, otomotiv sanayinde teknoloji yaratan bir ülke olmak
ise; bu iki negatif gelişmeye ileride çok dikkat etmek gereklidir.
Otokar,
motor vb. malzemeleri yapmasa da "Sultan" aracında
çok iyi bir entegrasyon yapmıştır. Ancak, Türk otomotiv sektörü
çok büyük bir hızla büyüdüğü için teknik eleman, tecrübeli
eleman sıkıntısı ile karşılaşılmıştır. Test ekipman eksiklikleri
de Otokar'ı en çok üzen ve zorlayan bir konu olmuştur. Otokar,
2003 sonunda bir karar alarak, bu eksikliği en azından belirli
aşamalarda gidermek için çalışmalara başlamıştır. Yine TÜBİTAK-MAM
destekli bir proje ile en azından yol testleri ve simülasyonlarını
giderebilecek, Otokar'ın proje hazırlama ve yeni araç devreye
sokma hızını artıracak bir sistem alınmaktadır. Türkiye'nin
en büyük sistemi olacak bu sistem, önümüzdeki sene devreye
girecek ve tüm otomotiv sanayinin de hizmetinde olacaktır.
Soru:
Merhabalar,
Ben
Utku Başkır. Endüstriyel tasarımcıyım ve bir serbest endüstriyel
tasarım stüdyosunun ortağıyım. Özellikle İsveç'te Volvo, Saab
ve yine diğer ağır taşıt üreticilerinin ortak kurduğu bir
konsorsiyum var. Bunlar Umea Üniversitesi'nin bünyesinde yepyeni
üç kollu bir tasarım eğitimi projesi geliştiriyorlar ve de
geleceğin tasarımcısı olarak üç tip tasarımcı öngörüyorlar.
Bir tanesi iletişim tasarımcısı, otomotiv sektörü bünyesinde
yetişmesi gereken; ikincisi modelleme-styling yapan tasarımcılar;
üçüncüsü ise strateji tasarımcısı. Üç grup tasarımcı yetiştirmek
üzere bu okula destek veriyorlar.
Acaba
Türk otomotiv üreticileri arasında böyle bir konsorsiyum oluşturulabilir
mi? Çünkü gerçekten bu teknik eleman eksiği, tecrübeli eleman
eksiği veya serbest tasarımcı stüdyolar yardımıyla Ar-Ge'lerin
ortak çalışmaları çok zayıf şu anda, onu güçlendirmek için
ne yapılabilir?
Kudret
Önen:
Çok
güzel bir noktaya parmak bastınız. Sabahki konuşmacıların
da bahsettiği konu bu, biz birlikte hareket edemiyoruz. Bazı
konularda güçlerimizi birleştiremiyoruz. Ford Otosan'dan arkadaşlar
açıkladılar, üniversitelerle nasıl ortak projeler yapmışlar.
Bunları yapmak lazım. Kesinlikle Türkiye'nin ihtiyaçları var.
Sabahki konuşmacılar da özellikle bunun ve işbirliklerinin
gerekliliğinden bahsettiler.
Soru:
Ben
Murat Dündar. Benim veya fabrikamın üretimi alüminyum levha
ve büyük çoğunlukla da yurt dışına satıyoruz. Benim ürün geliştirmeden
anladığım biraz daha sanki multi-disipliner olmalı bu konu.
Yani müşterilerle oturup konuşulmalı veya ürünün tasarlanmasında
çok farklı disiplinleri bir araya getiren bir konu olmalı.
Aksi takdirde üç boyutlu birtakım tasarımların gerçekleştirilmesi
bence ürün geliştirme anlamına gelmiyor. Dolayısıyla bence
buna önemli ihtiyaç var.
Tasarımdan
anladığım, dediğim gibi bir ürünün geliştirme sürecinde CAD/CAM
veya SolidWorks'ün kullanılması değil. Avrupa veya Amerika'ya
baktığımız zaman, GM ile bizim ortaklıklarımızda ve çalışmalarımızda
onların beklentilerini görüyoruz. Biz ona malzeme olarak bir
katkıda bulunabiliriz cevabını veriyoruz. Bizim katkıda bulunamadıklarımızı,
kendi ürünlerimizi tasarlamakla biz etrafımızdaki müşterilerimizle,
tedarikçilerimizle geliştirmeye çalışıyoruz. Benim ürün tasarımından,
ürün geliştirmeden anladığım bu. Şayet böyle gerçekleşemezse
Ar-Ge' nin üzerine yüklediğimiz o nosyon veya ağırlıkla, Ar-Ge
bu ağırlığı taşıyamayacaktır bence. Ar-Ge o anlamda görevini
yeterli yerine getiremeyecektir diye düşünüyorum.
Çalıştayın
broşüründe de şöyle bir şeyden söz ediyor, onun altını çizmek
istiyorum; "Niteliksel bir sıçramayla ürün geliştirmede
daha fazla ağırlığını hissettiren, bu sayede oluşturulan katma
değer." diye devam eden cümlede, ürün geliştirmeyi söylediğim
çerçevede multi-disipliner şekilde gerçekleştiremezsek, yani
buna yapıların malzeme mekaniğini, akışkanlar mekaniğini,
şunu bunu, (ben sadece mühendislik açısından bakıyorum), orada
sözü edilen yol ayrımına geldiğimiz zaman ne tarafa gideceğimizi
de çok fazla bilemeyeceğimizi düşünüyorum. Bu sadece sizin
konuşmanızda olan veya sizin sunuşunuzda olan bir soru değil
aynı zamanda bundan evvelki sunan beyefendilere de bir eleştiri
veya yorum diyeceğim.
Bu
anlamda Bay Nahum'a da katılıyorum. Kısa dönemli orta vadede
çabuk çözümler geliştirmek yerine daha uzun vadeye, daha ileriye
yönelik çalışmalar; Mesela benim ilgilendiğim konu veya otomotiv
sektörünün alüminyumla olan üretimine, araç üretimine olan
eğilimi ben hiç Türkiye'de göremiyorum, hissedemiyorum ve
görüşmelerimde bunun herhangi bir belirtisine de rastlayamıyorum.
Eğer uzun vadeli bir çalışma olacaksa en azından (hidrojenle
çalışan aracın yanı sıra) ben bunları da görmek isterdim...
Teşekkür ederim.
Kudret Önen:
Daha
çok görüşlerinizi bildirdiğiniz için ben fazla yorum yapmak
istemiyorum; burada konu, vizyon eksikliğinde ve uzun vadeli
plan programların eksikliğinde toparlanıyor...
Bu arada parantez içinde belirtmek istediğim bir konu; 'Land
Rover' araçlarımızın hepsi alüminyumdur. Otokar alüminyum
araç kullanmakta çok başarılıdır; ancak alüminyumla sacın
o kadar birbirinden farklı reaksiyon ve sorunları var ki piyasa
bunu kabul etmemektedir.
Soru:
Ürün
tasarımından benim kastım oydu, ürün tasarımı bir "life
cycle"ı, başlangıcından sonuna kadar tasarımı tamamen
üretim felsefesini değiştirmek anlamındaydı.
Soru:
Gündüz
Ulusoy, Sabancı Üniversitesi. Son bir soru da ben sorayım
size. Önemli bir konuyu söylediniz çünkü. Yan sanayinin yabancı
ortaklıklara girmesine veya yabancılar tarafından tamamen
devralınması hadisesinin sizin ortak tasarımlarınız vs. açısından
bir negatif yönü olabileceğini vurguladınız, çünkü bu çok
da önemli bir şey. Avrupa'ya baktığınız zaman da, yani Polonya'
da bir yabancı ortaklık, yan sanayi içerisinde parçacılar
arasında parça imal edenler, Macaristan'ın hemen hemen hepsi
yabancı ortaklıklar. Yani bu işin içine girdikçe sanki co-patent
gelişebilecek gibi, o bakımdan söylediğiniz şey önemli. Lütfen
Onu biraz daha açabilir misiniz?
Kudret
Önen:
Güçlü
yan sanayilerimiz kendi tasarım imkanlarını geliştirip mücadele
yapabildikleri müddetçe böyle bir şeyin olması söz konu değildir;
Ama bazı yan sanayilerimiz bu yolu seçmektedir. O zaman tamamen
bir yabancı firma tarafından, başarılı oldukları için de alınmaktadır;
bu negatif yönü olmayan bir süreçtir esasında.
Ancak
bize etkisi, yabancı ortağın veya mal sahibinin bakış açısına
bağlıdır. Eğer burayı sadece bir atölye olarak görüyorsa sorun
var demektir. Bunun, bize hiçbir faydası bulunmamaktadır.
Ancak, yabancı firma burayı bir atölye, imalat yeri ve mühendislik
merkezi olarak görüyorsa kazançlı oluyoruz. Burada tek dezavantajlı
durum yurt dışı şirketi olduğu zaman fiyatlarda kısa süre
içinde yaşanan artışlardır. Kaybı ikiye ayırmak lazım, teknoloji
geliştirmede eğer merkez değil bir atölye olarak görülüyorsa
kaybediyoruz, ikinci olarak fiyatların artışından kaybediyoruz.
Yani
bu gelişme, pozitif olabilir ama dikkat etmek gereklidir.
Daha
fazla bilgi için: www.otokar.com.tr
17-05-2004
> Otokar Dizayn ve Test Merkezi kuruluyor
(Kaynak: Dünya
Gazetesi)
Önümüzdeki
yıllarda Otokar Dizayn ve Test Merkezi'nin, çeşitli iklimlerin
yaratıldığı koşullandırılmış odalar ile geliştirileceğini
kaydeden Önen, "Türk otomotiv sanayine 40 yıldır öncülük
eden bir şirket olarak, test imkanlarımızı sadece Otokar bünyesinde
kullanmayacak, Türk otomotiv sanayinin tümünün hizmetine sunacağız.
Bu imkanın Türk otomotiv sanayinin gelişmesinde çok önemli
bir rol oynayacağına inanıyorum" diye konuştu.
Otokar'ın
en büyük gücünün kendi tasarımlarını ve teknolojilerini yaratarak
geliştirmek olduğunu ifade eden Kudret Önen, "Günümüzde
otomotiv sektöründe rekabet gücünü artırmak, uzun vadede sağlıklı
bir büyüme sağlamak için 'Fikri Mülkiyet Hakları'na sahip
olmak, pek çok sektörde olduğu gibi otomotivde de büyük öneme
sahip. Otokar, bu alandaki çalışmalarını 1980'lerde özellikle
zırhlı askeri araç sanayiinde kendi tasarımı ve üretimi araçlarla
başlattı ve dünya çapında başarılara imza attı. Bu yaklaşımı,
2003'te atılım yaptığımız bir alanda, toplu taşımacılık alanında
da devam ettirmek istiyoruz. Otokar Dizayn ve Test Merkezi
ile bu süreçte yepyeni bir sayfa açılıyor. Hedefimiz, Türk
otomotiv sanayinde toplu taşımacılık araçları alanında Türkiye'nin
dizayn ve test merkezi olmak ve Fikri Mülkiyet Hakları Otokar'a,
Türkiye'ye ait ürünler yaratmaya devam etmek" şeklinde
konuştu.
|