Ana sayfa   Sponsorlarımız:
         
     
Rapor - Makale > Ürün Geliştirme > TurkCADCAM Grubu'ndan; Yerli otomobil tasarım ve imalatı?..

28.10.2005

Arkadaşlar merhaba,

Sonlarına yaklaşmış olsak dahi yine de hayırlı Ramazanlar.

Yerli otomobil üretimi ile ilgili görüşler gayet iyi gidiyor bence. Farklı görüş, farklı akıllar insanın en güzel ve üstün şekilde yaratıldığı ve tasarlandığını gösteriyor. Bunun için bu güzel Ramazan sabahında yüce yaratıcıya ne kadar şükür etsek azdır.

Konu ile ilgili bazı akıllar göğüslerimizi kabartıp, içimizdeki potansiyeli depreştirip, gözlerimizdeki ışıltıyı çoğaltırken, bazı akıllar da bu işin hiç de kolay olmadığı görüşleri ile bizi derin hislere ve ümitsizliğe düşürebiliyor.

Bir patent uzmanı olarak; gerek büromuza gelen patent sayıları gerekse Türk Patent Enstitüsü'nün Resmi Patent bültenindeki yerli patent sayılarına baktığımızda yabancılara nazaran ciddi anlamda gerilerdeyiz. Bırakın Yurtdışı firmaların patent sayılarını, Türkiye olarak IBM ve NOKIA firmalarının yılda yaptıkları patent başvurularına bile yetişemiyoruz. Bu durumda; bir Yurtdışı firması örneğin "NOKIA" Türkiye'deki tüm firmaların toplamından daha fazla buluşa konu olacak patent başvurusunda bulunuyor. Tabiî ki bunun kökeninde, önceki yazılarda arkadaşların da belirttiği gibi Ar-Ge, devlet desteği ve buluşçuluğun özendirilmesi konusundaki eksikler yatmaktadır.

Salih Bey'in araba üretimi ile ilgili görüşleri gayet güzel. Fakat bence ille de araba üretiminde takılı kalınmamalıdır. Bugün birçok sektördeki ürünlerde patente konu olacak buluşlar yapılabilir. Burada önemli olan bir ürün hedeflemek veya ürün olmasa dahi bir alandaki eksikliği görüp o alan ile kullanıcıya veya üreticiye kolaylıklar sağlanabilir.

Bakın size bir örnek vereyim; Yıllar önce buzdolapları ile ilgili bir buluş aklıma gelmişti. (Yıllarca buluşçular ile oturup kalktık görüşmeler yaptık tabiî ki bir şeyler bulaştı) Buluşum şuydu; buzdolapları yazın çok fazla kullanılan eşyalardır. Özellikle su içmek için. Neden bu buzdolabının kapağını açıp kapamakla zaman harcıyor ve her kapağın açılmasında enerjinin boşa gitmesine sebep oluyoruz. Hem de hiç estetik değil gibi yorumlar yapmıştım. Kafamda tertibatı oluşturmuştum o gün...

Tertibat şuydu; buzdolabının ön veya yan yüzeylerinde gömme bir boşluk ve bu boşlukta konumlandırılmış bir musluk. Musluk buzdolabı içine yerleştirilmiş bir hazneden suyu, hatta olayı daha da büyütelim meyve suyunu alacaktı. Böylece buzdolabı kapağının açılmasına gerek kalınmaksınız dışardan bir musluk vasıtasıyla su veya meyve suları alınabilinecekti.

Tabi iş yoğunluğu, hedefte kilitlenmeme, dünya telaşesi derken buluşu unuttum gitti. Belki inanmayacaksınız. 3-4 ay sonra Siemens firması hayalimdeki buzdolabını çıkardı. Gerçi benim evimde halen yok :) Ama hayalimdeki buzdolabı şu an için piyasalarda.

Sonuç olarak; Yeter ki isteyelim, yeter ki elimizdeki araçları iyi kullanalım (Salih bey'e katılıyorum, ancak bu araba olmayabilir) farklı alanlarda birçok mevcut ürün ile ilgili yenilikler ek tertibatlar ve farklı mekanizmalarda gerçekleştirilebilir...

Sevgiyle kalın.

Murat Ayna
Patent Uzmanı

Destek Patent A.Ş.
Bursa


28.10.2005

Değerli grup üyeleri,

Sanırım beni çoğunluk yanlış anladı; Yalnızca, bu işin zor ve maliyetli bir iş olduğunu, amatörce yaklaşımla elde edilecek ürünün hiç bir ticari ve endüstriyel anlamı olmayacağını anlatmaya çalıştım.

Bazı arkadaşlar otomotiv sistemlerinin ABS gibi elektronik sistemlerinin bizim yapmadığımızı söylüyor. Doğrudur ama İtalyanlar, Fransızlar da yapmıyorlar. Bazı sistemlerin global imalatçıları var. Dünya çapında tedarikçilik yapıyorlar ve sırf bu konuda çalıştıkları için bu sistemleri geliştirme konularında da en iyi onlardır. Ana sanayiciler de bu işlere ekstra para harcamıyor. Yani kaynaklar minimum düzeyde kullanılarak maliyetler düşük tutuluyor. Bu şekilde olmasaydı ana sanayiler 100.000 araç satmak için belki 10.000 Ar-Ge elemanı çalıştırmak zorunda kalırdı, o zaman da 20.000 YTL'lik aracı 40.000 YTL'ye alırdık, pazar büyüyemezdi... Günümüz Dünyasında her şey ticari düşünülmek zorundadır. Gelişmenin tek yolu budur.

Ama bu uğraşmayın demek değildir. Siz de belli bir konu üzerinde yoğun çaba harcayarak kendi patentli ürününüzü geliştirebilirsiniz ve onu tüm Dünyaya pazarlayabilirsiniz. (Bir sponsorunuz varsa)

Gelelim ulusal kompleksimize; Ben şahsen böyle bir kompleks duymuyorum. Benim çalıştığım şirkette yerli tasarım yapılıyor. Tasarımdan kastım tümüyle bir araçtır. Orası burası değil. Ar-Ge çalışmaları yapılıyor. Burada ne tür çalışmalar yapıldığını söyleyemem ama inanamayacağınız ve "vay be bu çalışmalar Türkiye'de yapılıyormuş" diyeceğiniz türden işler. Kimse önümüzü kesmiyor. Tam aksine şirketimizin hem Türk hem de yabancı ortağı tarafından müthiş destekleniyor. Yani bir Alman ya da Japon firması ne yapmaya çalışıyorsa biz de benzeri çalışmaları yapıyoruz. Patentli dizaynlar konusunda hem teşvik hem de zorlama bile yapılıyor ödüller konuyor. Yani kompleks filan yok.

Bu kavramların ve bu tarz çalışmaların henüz 6-7 yıllık bir geçmişi olduğu için fazlaca bilinmiyor. İleride daha çok duyacaksınız. Ben sanayimize güveniyorum. Keşke devletimiz kaynaklarını daha doğru dürüst kullansa da bu işlere daha çok destek olabilse. Olmuyor değil oluyorlar ama yeterli değil daha hızlı ilerlememiz gerekiyor.

Otomotive meraklı arkadaşlar için tekrar söylüyorum;

Bu sektörde zeki, buluş kabiliyeti olan, araştırmacı, iyi yetişmiş eleman ihtiyacı çok fazla. Eleman arandığı zaman nitelikli insan bulunamıyor. Bu ısı boş zamanlarda yapmayı düşünmek yerine olayın merkezine ulaşın. Orada size sağlanacak maddi kaynak da var, bilgi de var, zaman da var...

Saygılarımla

Yavuz kaya
Kamyon Ürün Geliştirme
Şasi Sistemleri

Ford Otosan


28.10.2005

Devrim'in bir fotoğrafı 1983 yılında mezun olduğum ODTÜ Mak. Müh. Bölümü duvarında sessizce asılı dururdu. Anadol'dan neredeyse 10 yıl önce yapılmış olan bu İLK ve TEK Türk otomobilinin hikayesi hepimize ders olmalıdır. Bu son derece başarılı "kahramanlık öyküsü" basının da işbirliğiyle tarihe gömülmüştür. O tarihte tüm gazeteler "fiyasko" şeklinde başlık atmışlardı ve hiçbiri Cumhurbaşkanı'nın meclisten önce Anıtkabir'e oradan da törenlerin yapıldığı hipodroma bir Devrim'le gittiğini yazmamıştı...

Bu ülkede teknolojik makineler yapmaya çalışan biri olarak ben Devrim'in hikayesini hiç unutamıyorum...

Lütfen kimse buradaki bir avuç istekli insanın şevkini kırmasın. Bu grup belki de önce Devrim'in yok olan 2 adedinin kopyasını yaparak işe başlayabilir?..

Saygılarımla

Akgün Fırat

İnova Makina

Not: (Ekleme tarihi: 17-10-2008)

Devrim Arabaları - Ya yaparsak!
24 Ekim 2008'de sinemalarda...


www.devrimarabalari.com

İlgili Facebook Grubu: www.facebook.com/group.php?gid=98500030192
DEVRİM ARABALARI "bir rüyanın öyküsü"

 


31.10.2005

Değerli üyeler,

Benim bir amcam var, 1920 doğumlu yanı şimdi 85 yaşında. Hiç okula gitmemiş, bir tornacı çırağı olarak ise başlamış. 20 yaşına geldiğinde askere gitmiş, tornacı olduğu için de Kayseri uçak fabrikasına göndermişler. O dönem askerlik 46 aymış; 46 ay hiç evine gitmeden uçak fabrikasında hem askerlik yapmış hem de tornacılık; 46 ay bittiğinde yerine bir tornacı gelmediği için 6 ay daha orada kalmış...

Onunla gerçek anlamda İstanbul'a geldiğimde tanıştım; O, ilkokul dahi okumamış insanın şaşırtacak derecede trigonometri bilmesi, matematik bilmesi beni çok şaşırtmıştı. Kendisine sorduğumda, "Akşamları etüt saatlerinde öğrettiler" dedi.. O günleri anlatırken hala gözlerinin içi parlar, o fabrikayı kapatanlar için de pek iyi şeyler söylemez... "Yaptığımız uçaklar uçuyordu yeğenim" der, ve "Yaptığımız uçakları İskandinav ülkelerine satıyorduk" diye anlatır...

Sevgili dostlar, Türkiye Cumhuriyeti 1923'de kuruldu ve 1940'a geldiğimizde uçak üretiyorduk... Öyle montaj filan da değildi. Böyle şeyler yapmak bence tamamen devlet politikası, yanı istemekle ilgili... Öyle abartacak bir şey yok, istenince bal gibi yapılır.

Cumhuriyet bunları 15 yılda başardı ki o zamanlar kaynaklar kit, yetişmiş insan neredeyse yok. Artık her şeyimiz var, ama ne yazık ki yine de arzu edilen seviyede değiliz...

Size ekte Almanya'da Mercedes'in müzesinde çektiğim ilk Mercedes otomobili ve ondan sonraki on yılda yaptıkları arabayı ve o dönemdeki atölyelerinin fotoğraflarını yorumsuz olarak göndermek istedim ama Yahoo grubu ek dosya gönderimine izin vermiyor. İsteyenlere direkt olarak gönderebilirim...

Herkese sevgiler saygılar.

Mehmet Dal

Abakus Makine, Kalıp ve Mühendislik Ltd. Şti.
İstanbul


31.10.2005

Herkese iyi günler,

Bir otomobil tasarımı için gereken çok şey olduğu gibi bütün bu gereklilikleri sağlamak için azim mutlaka gereklidir.

Bütün görüşleri okuduktan sonra, bazı kimselerin duygularına kapılarak "bizim de bir otomobilimiz olsun, Dünya'ya gösterelim" istediklerini, bazılarının da "Dünya'da bu kadar dev rakipler varken, daha ilk puntayı basmadan başladığımıza pişman oluruz" dediğini okudum. Ama beni en çok etkileyen bazı insanların otomobil piyasasının kendi içinde meydana getirmiş olduğu bazı kuralları değiştirmeyi/geliştirmeyi düşünmesiydi.

Gerçekten seri üretim bir otomobil (veya herhangi bir taşıt) üretimi gerçekten çok büyük bir sermaye, yatırım gücü istiyor. Ve belki de "küçükten başlayıp büyüyebiliriz" demek için çok geç. Büyük devlerin ellerinde bizim var olduğundan bile haberdar olmadığımız pek çok ürün konsepti, hatta ürünün kendisi mevcut ve kullanılmadıkları halde geliştirilmeye devam ediliyor.

Farkında mısınız bilmiyorum ama otomobil modelleri çıktıktan 2 sene sonra biraz makyajlanıyor, 5 ila 6 yıl sonra ise tam bir çağ atlıyor. Piyasaya çıkan Megane II ile eski I'i karşılaştırın. Veya eski Nissan Primera ile yenişini, ya da BMW'nin 3-5-7 serilerinin ilerlemelerini, Kangoo veya Doblo serisini ve diğerlerini tabi...

Sanki söz birliği etmişçesine hemen aynı aylarda aynı teknolojilerle donatıveriyorlar arabalarını. Daha 7 sene önce kliması olan araba süper lüks iken, şimdi otomatik klimalar standart, bölgesel kontrollü klima ise süper lüks. Peki klima ile otomatik klima arasındaki fark hemen hemen sadece bir termostat değil mi? ESP denilen şey aslında ABS için eklenen kontrol mekanizmasının bir başka görev için tekrar programlanması değil mi?

Aslında esas olay yerli otomobil yapmak değil, pek çok üretici yerli otomobil üretiyor. Ama önemli olan, daha iyi kalitede ürünler sunulması. Türk otomobil sektörünün en büyük eksiği buydu. Arabaların fiyatlarını düşük tutabilmek için, kalitesiz plastik iç döşemeler, parmakla içine çöken kaportalar ve tabiî ki bolca ucuz yedek parça üretiliyordu...

Ben yerli otomobil tasarımının yapıldığına ve yapılacağına inanıyorum. Elbette ki tecrübe bu ligdeki en büyük avantaj ama bu kadar yetişmiş insan ve yetişen kişi bir araya geldiğinde ve organize olabildiğinde en tecrübeli bir devden bile daha avantajlı olacaktır. Önemli olan azim ve azmi kaybetmeden çalışmaktır. Bu takdirde tasarımın yapılması ve MUKEMMELLEŞTİRİLMESİ kısa zaman zarflarında mümkün olabilir.

Ben Türkiye'de kaliteli otomobiller yapılacağına da inanıyorum, bir Rolls-Royce veya Mercedes-Benz SLR gibi. Ve bunu deadline (zaman sınırı) derdindeki profesyonellerin değil, azimli amatörlerin yapabileceğine inanıyorum hem de beklenen "deadline"lardan da önce. Biz kendi ABS'mizi, ESP'mizi, Common-Rail teknolojimizi, FSI-GDI teknolojilerimizi, hidrolik - pnömatik süspansiyon sistemlerimizi, ateşleme sistemi bilgisayarlarını, katalitik konvertörlerimizi, lambda sensörlerimizi, tasarlayıp üretebiliriz;

Aynen, sac presleme kalıplarımızı, temperlenmiş camlarımız, halojen lambalarımızı, far takımlarımızı, plastik tamponlarımızı, akülerimizi, amortisörlerimizi, koltuklarımızı, emniyet kemerlerimizi, elektrik motorlu dış aynalarımızı, klima tesisatlarımızı, debriyaj baskı balata sistemlerimizi, diferansiyellerimizi, vites kutularımızı ürettiğimiz gibi. Ki bu ürünleri tasarlamak konusunda yeterince bilgi sahibi olan binlerce kişi bu ülkede halen aktif olarak çalışmakta.

30 Ağustos 2005 tarihinde İstanbul Park Pisti'nde bir yarış düzenlendi. Gazetelerde küçücük bir haber oldu bu yarış. Formula G - Güneş Enerjisi ile çalışan otomobiller yarışıydı bu. Tecrübesi olmayan üniversite ve lise öğrencilerinin yaptığı 10 kadar araba yarıştı o pistte. Bu, tecrübesi olmayan, azimli amatörler 1 sene gibi bir zamanda tasarladılar, sponsor buldular, ürettiler ve yarıştılar. Kazananıyla kaybedeniyle yarısın esas galibi bu arabaları yapan öğrenciler edindiği tecrübeler ile Türkiye oldu. (Formula G yarısı için Bilim Teknik dergisinin internet sitesinden bilgi alabilirsiniz)

Bence artık bu forumun sorusu şu olmalı: Acaba yerli tasarım bir Formula 1 arabası üretebilir miyiz ve bu arabayla F1'de yarışabilir miyiz?

Saygılarımla

Onur Arpak

         
     
TurkCADCAM.net > Türkiye'nin yeni ürün tasarım, geliştirme, CAD/CAM/CAE, CNC, kalıp ve imalat teknolojileri portalı
***** Sektörün profesyonel bilgi ve işbirliği platformu *****
© 2002-2017  Sinerji Yayıncılık, Tanıtım ve Danışmanlık Hizmetleri
Bu portaldaki içerik, ancak kaynak belirtilmesi ve izin alınması şartıyla yayınlanabilir.